Efendim, Zonguldak ve Bartın 2046’da "Aşk Yeniden" diyerek birleşip dev bir büyükşehir olmuşlar. Merkez olarak da Çaycuma ile Gökçebey arasını seçmişler; yani artık o iki ilçe arası resmen "Silikon Vadisi" olmuş. Perşembe’de ineklerin otladığı yerlerde şu an dünya teknoloji devleri cirit atıyor, Steve Jobs gelse "Ben bu kadarını hayal etmemiştim" deyip bayılırdı. Perşembenin gelişi çarşambadan belli idi.
Dediler ki ; 2050 yılında orayı "Özel Ekonomik Bölge" yapmışlar; vergi muafiyeti, teşvik derken, millet elinde tabletlerle gezmeye başlamış. Maden ocakları ve çelik fabrikaları emekli edilmiş, artık her yerde robotlar ve yapay zekalar dolanıyor. Yani o eski "kara elmas" muhabbeti bitmiş, yerine "dijital elmas" gelmiş.
2126 yılına geldiğimizde ise durum tam bir kaos: Nüfus 10 milyonu bulmuş! Herkes Çaycuma’ya doluşunca, bizim meşhur Çaycuma yoğurdunu bile 3D yazıcılardan basar olmuşlar. Kısacası, önümüzdeki yüzyılda Çaycuma, Tokyo’ya rakip, bizim de gelecekteki akrabalarımız "Dede, eskiden kömür mü kazıyordunuz, o ne ya?" diye bizimle dalga geçiyor olacak. Vallahi billahi, gelecek çok garip ama bir o kadar da havalı, benden söylemesi!
2070 yılına geldiğimizde Zonguldak, kabuğunu kırmış ve bildiğin "dünya ticaretinin kalbi" olmuş. Eskiden sadece kömür karasıyla meşhur olan şehir, şimdi yabancı yatırımcıya "Gel ne olursan ol yine gel, vergi de yok, arazi de bedava, bürokrasiyi de hallederiz, çayımızı iç" diye diye bir cazibe merkezine dönüştürüldü dediler.
Zonguldak artık "parçayı getir, vidayı sık, gönder" kafasındaki o basit montaj sanayisini çoktan aştı. Teknoloji devleri, "Biz burada yer tutmazsak vallahi batarız" diyerek Ar-Ge laboratuvarlarını buraya taşımış. Şehirde adımını atan ya bir mikroçip tasarımcısıyla ya da dünyanın gidişatını değiştiren bir mühendisle çarpışıyor. Kar-Elmas, ÇayGBT (bizzat bizim yerli ve milli yapay zeka), ZYT (elektrikli at arabası değil, bildiğin elektrikli canavar) ve GÖKÇE (drone ordusu) gibi markalar, global merkezlerini Zonguldak’a kurunca şehrin havası bile kodlama diliyle kokmaya başlamış.
Ulaşım desen zaten ayrı bir komedi; Bartın-Çaycuma-Devrek-Ankara hızlı tren hattıyla, İstanbul-Ereğli-Çaycuma-Bartın rotası Çaydeğirmeni’ndeki o devasa istasyonda öyle bir kesişti ki, sanırsın Zonguldak, Avrupa ile Asya arasında gizli bir başkent. Eskiden "Zonguldak'a nasıl gidilir?" diye sorulurdu, şimdi "Zonguldak'a yetişebilecek miyiz?" diye endişeleniyor herkes!
Gökçebey, Karadeniz’in otogar şahı olmuş; Filyos-Devrek tramvayı ise gece gündüz demeden vınlayıp duruyor, sanki içinde ışınlanma teknolojisi var! Çaycuma manda yoğurdu öyle bir marka olmuş ki, dev fabrikadan çıkan “ÇOĞURT” kutuları 72 ülkenin sofrasını istila etmiş durumda ; artık dünyada yoğurt yemeyen kalmamış.
2080’de 270 milyar TL olan şehir GSYİH'si, yıllık %21’lik büyüme hızıyla şaha kalkıp 2126’da 3.8 trilyon TL’yi tokatladığını anlattılar. Sanayi öyle bir gaza basmış ki; finans, lojistik, inşaat derken şehir kendi başına bir galaksiye dönüştürüşmüş. İşin ucu öyle bir yere varmış ki, Zonguldak Borsası (ZOBORS) artık New York Borsası’nı (NYSE) köşeye sıkıştırıp "hayırdır kardeşim?" diye racon kesiyor!
Yalnız dikkatimi bir şey çekti. Zonguldaklılar halen getir ile götürü karıştırıyor.
Çaycuma Belediyesi’nde kim oturuyor dersin ; Bülent Kantarcı’nın 4. kuşaktan torunu Zeron Kantarcı 15 yıldır şehri yönetiyormuş.. Gelecek seçimlerde tekrar aday olmak istiyor. Dedesinin rekorunu kırmaya hazırlanıyor.
Zonguldak merkeze indim, baktım ki manzara aynı, pek bir numara yok. Belediye başkanıyla bir çay içtik, Başkan yine Trabzonlu! Yüzyıllar geçse de bu hemşehri geleneği değişmiyor, maşallah koltukları kimseye kaptırmıyorlar. Adam çok umutlu, pek bir hevesli; dere ıslahı yapmış, liman arkasındaki yıkılan yere de beton dökmüş. "Başkanım, valla biz o işi geldiğim yüzyılda denedik, o beton tutmuyor, deniz alıyor götürüyor" dedim ama ; sanki uzaylı görmüş gibi baktı, bildiğini okumaya devam etti.
Bir de Karadeniz’de uranyum bulmuşlar, "büyük hizmet" diye övünüyorlar. Bana pek inandırıcı gelmedi, herhalde 2128’de seçim var.
Filyos Antik Kenti’ne gittim, UNESCO orayı almış, parlatmış; şehre yılda 1 milyon turist akıyor. Antik su kemerlerini de yeniden dikmişler. Çayır Köyü Mağarası’ndan suyu almışlar, 25 kilometre boyunca arıta arıta kaleye taşıyorlar. Su şakır şakır akıyor.
Sonra birden uyandım! Baktım takvimler 2026’yı gösteriyor. Zaman makinesi olarak gördüğüm şey ise akvaryumun su pompasıymış. Tepemde şarıl şarıl su sesi...
Kaynak: Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih