Zonguldak’ın Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesinde kaçak maden ocaklarında ve Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) rödövans sistemiyle kiraladığı sahalarda art arda yaşanan ölümlü kazalar, sektördeki hukuksuzluk iddialarını yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Rödövanslı işletmelere tanınan “devir” hakkı nedeniyle birçok şirketin devlete olan vergi ve sigorta prim borçlarını ödemeden faaliyetlerini sürdürdüğü, ardından şirketleri bilinçli şekilde batırdığı ileri sürülüyor. Bu şirketlerde çalışan maden işçileri maaşlarını, kıdem tazminatlarını ve sosyal haklarını alamadan mağdur edilirken; bazı işletme sahiplerinin hem devlete hem de madencilere olan yükümlülüklerini yerine getirmeden lüks yaşamlarını sürdürdüğü iddia ediliyor.
Avukat Meral Çolak, bir grup hukukçuyla birlikte Zonguldak Barosu bünyesinde Maden Komisyonu kurulmasına öncülük ederek yaşanan hukuksuzluklara karşı mücadele başlatırken TTK’nın ihale yoluyla kiraladığı rödövanslı sahalara “devir yasağı” getirilmesi ve sözleşmelere açık, bağlayıcı hükümler konulmasını istediler.
Ancak TTK’nın bu yönde bir düzenleme yapmaktan kaçınması, kamuoyunda soru işaretlerine neden oldu. Uzmanlar, mevcut uygulamanın hem devletin milyonlarca lira zarara uğramasına hem de ölümlü maden kazaları ile işçi mağduriyetlerinin devam etmesine zemin hazırladığı görüşünde.
“KANUNA AYKIRILIK MEŞRULAŞTIRILIYOR”
Çolak açıklamasında Zonguldak’ı şu sözlerle anlattı: “Bir şehir düşünün; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ili, emeğin başkenti, kendine özgü kanunu olan özel bir şehir… Ama kanuna aykırı uygulamaların hem idari hem de yargı kararlarıyla meşrulaştırıldığı bir şehir.”
1990’lı yıllardan itibaren kanuna aykırı uygulamalar nedeniyle küçülen, 2000’li yıllardan sonra ise genç nüfusunu göçe veren Zonguldak’ın, taşkömürüyle varlığını sürdürürken aynı zamanda acı ve kayıplarla anıldığını vurgulayan Çolak, “Madenci şehitleri ve geride kalan aileleri kanayan yaramızdır” dedi.
ÜCRETİNİ ALAMAYAN MADENCİ
Bir zamanlar iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle açılan davaların ağırlıkta olduğunu hatırlatan Çolak, bugün mahkemelerde en çok ücret ve işçilik alacağı davalarının görüldüğünü belirtti.
“Çalışana ücretini, alın teri kurumadan önce veriniz anlayışına sahip bir toplumda, maden işçisi 30 günlük emeğinin karşılığını alabilmek için yıllarca dava bekliyor” diyen Çolak, birçok davanın işçi lehine sonuçlanmasına rağmen alacakların tahsil edilemediğini söyledi.
“HUKUKİ BİRLİK SAĞLANMALI”
Taşkömürü havzasındaki mahkemelerde yıllardır süren davalara rağmen sorunların çözülmemesini eleştiren Çolak, hukuk devletinde kanunların farklı uygulanamayacağını vurguladı.
Çolak, “Yıllardan beri kanuna aykırı uygulamalar şehre, insanımıza mesru gibi gösterilmekte iken sadece biz şehrin avukatları değil, diğer tüm ilgililer biraz geç kaldılar anlamakta.
Ancak şehirde halen hukuka aykırılıklar devam etmekte kayıt dışı çalışılan işyerlerinde insanlar vefat etmekte işçiler alacaklarını tahsil edememektedirler. Şehrin sorunlarının çözüm yeri olan bağımsız Türk Mahkemelerinde ,adliyelerde davalar devam ediyor ve çoğu işçi lehine sonuçlansalar da maden işçisi alacağını tahsil edemiyor, sonuca ulaşamıyor. Maden işçisi devletinin hüküm ve tasarrufu altındaki taşkömürü ocaklarında çalışmış olmasının karşılığını alamamış olmasına rağmen, devletine bağımsız Türk Yargısına güven ve inancını kaybetmiyor hukuki çözüme ulaşacağı inancını korumaya devam etmektedir” dedi.
ÇÖZÜM ÇAĞRISINDA BULUNDU
Çolak, henüz geç kalınmadığını belirterek hem idari hem hukuki somut örnekler bulunduğunu, yanlış uygulamaların düzeltilebileceğini ifade etti. Maden işçisinin aktif çalışma döneminde gerçek ücretleri üzerinden emekli olabilmesi gerektiğini vurgulayan Çolak, emeklilik döneminde kayıt dışı ve meşru olmayan ocaklarda çalışmak zorunda kalmasının önüne geçilmesi gerektiğini söyledi.
“Bu şehre ait olduğuna inanan herkes, taşkömürüne ve Zonguldak madencisine yapılan kanuna aykırı uygulamaları sona erdirecek potansiyele sahiptir” diyen Çolak, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Hak edenin hakkına kavuşacağı, kanuna uygun uygulamaların hayata geçirilmesi bu topraklara bir borçtur. Hepimiz bu borcu ödemek zorundayız.”