Milletvekili göndermeseydik daha kötü olmazdık! /Refah, iktidar için bir zehirdir/ Öyle her leşe konmaz…

Zonguldak’ın üç milletvekili vardır!

Bir milletvekili, bazı teşkilat üyeleri ve atanmasına vesile olduğu bazı bürokratlarla sorun yaşasa seçim bölgesi Ereğli ve Alaplı’yı kamu yatırımlarıyla ihya etmiştir.

Seçim bölgesinde yeni bir OSB’nin açılması için mücadele etmiş, kuruluşu için onayını almıştır.

Millete lazım olan da budur…

Vadi’nin milletvekili kendi aile şirketini ihya etmiştir!

Diğer milletvekilli çocuklarını torpille işe yerleştirerek, binlerce diplomalı-diplomasız Zonguldak çocuğunun hakkına hukukuna girmiş olsa da Bakara süresini ezbere okur, şehidimizin ruhuna Kur’an-ı Kerim’i makamına göre okumuştur.

Allah kabul etsin!

Amin…

Her Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan akşam Zonguldak halkının Cuma’sını kutlamışlardır.

Allah razı olsun!

Ölülerimizin arkasından büyük bir özenle “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” diyerek dua etmişlerdir!

Ya rabbi şükür!

Onun dışında Zonguldak sahipsiz bir kenttir!

Yıllardır süregelen hiçbir kronik sorununa çözüm bulunmamıştır!

Zonguldak Merkez ilçe halkının istihdam edileceği bir OSB kurulmamıştır!

Bu nedenle nüfus her geçen gün göç etmektedir!

Devrek, Gökçebey kendi kaderine terk edilmiştir.

Bölge bir belediye başkanı ile herkesle uğraşmayı marifet sayan bir sanayiciye teslim edilmiştir.

Çaycuma OSB’deki onlarca yatırımcı OSB alanının genişletilmesini veya yeni OSB açılmasını talep etmektedir.

Ancak kendilerine bir muhatap bulamamaktadırlar.

Bu milletvekili ile de asla bulamayacaklardır!

Dolayısıyla Zonguldak sahipsizdir!

Zonguldak, Zonguldak’ta sahipsizdir!

Zonguldak, Ankara’da da sahipsizdir!

Ne lobisi vardır, ne Bakanı!

Bu iş sadece Ankara’ya milletvekili göndermekle olmuyor!

Olmadığını da gördük.

Eğer Zonguldak bu güne kadar meclise hiç milletvekili göndermemiş olsaydı bugünkünden daha kötü olamazdı!

Zonguldak’ın derin topraklarında siyasetçilerin fotoğrafı tamda budur!

O yüzden kendi aile şirketleri kazanırken, kent kaybetmeye devam ediyor!

Boşuna nefes tüketmenize gerek yok!

Sosyal medyanızda istediğiniz kadar atlayın-zıplayın!

Pazarda el sıkmakla…

Yanınızda Kaymakam gezdirmekle gövde gösteri olmuyor!

Üç beş esnafın kapısında fotoğraf vermekle Zonguldak’ın sorunları çözülmüyor!

Kente hizmet yerine piyes oynuyorlar!

Şimdi ‘piyes’ nedir diye sorarlar!



Refah, iktidar için bir zehirdir

Halkı fakir ve meşgul tutun.

Bitkin bedenlerin isyan edecek gücü kalmaz.

Aç bir adam prensleri devirmeyi değil, sadece ekmeği hayal eder.

Bitkin düşmüş bir işçi adalet değil, sadece uyku özlemi çeker.

Onlara sadece hayatta kalmalarına yetecek kadar verin, asla refah içinde yaşamalarına yetecek kadar değil; böylece itaatkar kalacaklar ve kırıntılar için minnettar olacaklardır.

Refah, iktidar için bir zehirdir.

Karnı doyanlar aylaklanır.

Aylaklık soruları doğurur, güvenlik talepleri teşvik eder, boş vakit ise komploları şekillendirir.

Rahata alışmış vatandaşlar yakında ne için savaştıklarını sorgular ve savaşmayı reddederler.

Çaresizlik itaati sağlar, bolluk ise itaatsizliği uyandırır.

Aç olanlar boyun eğer, karnı tok olanlar örgütlenir.

Onları bıçak sırtında tutun; yorgun, aç ve meşgul.

İnsanlar ancak bu şekilde yönetilebilir kalırlar.

(Bu metin, Niccolò Machiavelli'nin ünlü eseri Prens (De Principatibus) kitabına ve onun siyaset felsefesine atfedilerek küresel düzeyde yaygınlaşmış anonim/modern bir edebi metindir.)


Öyle her leşe konmaz…

Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektâş-i Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. (O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.)

Durumu Hacı Bektâş-i Veli ‘ye anlatır ve Hacı Bektâş-i Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlâna'ya anlatır, Mevlâna ise bu hediyeyi kabul eder.

Adam aynı şeyi Hacı Bektâş-i Veli ‘ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlâna'ya bunun sebebini sorar.

Mevlana Mevlâna şöyle der:

- Biz bir karga isek Hacı Bektâş-i Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektâş-i Veli dergâhına gider ve Hacı Bektâş-i Veli'ye, Mevlâna’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektâş-i Veli'ye sorar.

Haci-bektas-i-veli.jpgHacı Bektâş-i Veli de şöyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlâna’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

Günün Sözü: Biz istiyoruz ki memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun” (Sebahattin Ali)