Eğitimde fırsat eşitsizliğinin giderek derinleştiğini savunan Can, okul masraflarından ücretsiz öğün yemeğe, öğretmenlerin çalışma koşullarından eğitim sistemindeki değişikliklere kadar birçok başlıkta iktidara eleştiriler yöneltti.
Can, açıklamasında özellikle eğitimde laik, bilimsel ve çağdaş anlayışın korunması gerektiğini vurgularken, “Reform” adı altında yapılan düzenlemelerin vatandaşın üzerindeki ekonomik yükü artırmaması gerektiğini ifade etti.
Can’ın açıklaması şöyle:
“Okullar açılıyor”
Okullar açılıyor.
Milyonlarca öğrenci yeniden sıralarına oturacak. Milyonlarca veli ise çocuklarının eğitim masraflarını nasıl karşılayacağını düşünecek.
Peki bütün bunlar olurken velilerin sesi nerede?
Birileri birkaç gün sonra çıkıp bildik cümleleri kuracak.
“Eğitim çok önemli…”
“Öğretmenlerimizin sorunları çözülmeli…”
“Çocuklarımız geleceğimizdir…”
Sonra herkes görevini yapmış sayılacak!
Oysa biz artık slogan değil, hayatın kendisini konuşmak istiyoruz.
Okulların tuvaletinde sabun var mı?
Her okulda yeterli hizmetli var mı?
Çocuklarımız okulda sağlıklı ve ücretsiz bir öğün yemek yiyebiliyor mu?
Kantin fiyatlarını dar gelirli bir aile karşılayabiliyor mu?
Servis ücretlerine yetişebiliyor mu?
Çocuğuna yeni kıyafet, ayakkabı, çanta ve kırtasiye alırken anne-babanın bütçesi ne hale geliyor?
Cebine harçlık koyamayan bir babanın ya da annenin, çocuğunun gözünün içine bakarken yaşadığı mahcubiyeti kim hesaplıyor?
Eğitimde fırsat eşitliği, artık yalnızca bir anayasa maddesi değil; zenginle yoksul arasındaki mesafeye dönüşmüş durumda.
Parası olan çocuğuna özel ders aldırıyor, kursa gönderiyor, etüt merkezine gönderiyor.
Parası olmayan?
Çocuğunun başarısını kaderine bırakıyor.
Sonra adına da “fırsat eşitliği” diyoruz!
Değil.
Bu, fırsat eşitliği değil; ekonomik eşitsizliğin eğitim sistemi üzerinden çocukların geleceğine taşınmasıdır.
Unutulmamalıdır:
Bir çocuğun eğitim hakkı, ailesinin cüzdanına sığmayacak kadar değerlidir.
Daha da önemlisi…
Türkiye’de eğitimin laik, bilimsel ve çağdaş niteliği her geçen gün daha fazla tartışılır hale gelirken, buna karşı çıkması gerekenlerin sessizliği kabul edilemez.
Müfredatta Cumhuriyetimizin kurucusu, Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Cumhuriyet değerlerinin yeri tartışılırken susulamaz.
Çünkü mesele yalnızca bugün hangi dersin kaç saat okutulacağı değildir.
Mesele, çocuklarımızın nasıl bir Türkiye’de yaşayacağıdır.
Ve soruyoruz:
23 yılda 9 Milli Eğitim Bakanı değişti.
Bakanlar değişti, müfredatlar değişti, sistemler değişti, sınavlar değişti…
Peki eğitimde hangi temel sorun çözüldü?
Her gelen yeni bir sistem anlattı.
Ama velinin derdi değişmedi.
Çocuğuna kaliteli eğitim verme mücadelesi değişmedi.
Yoksul çocuğun fırsat eşitsizliği değişmedi.
Öğretmenin geçim derdi değişmedi.
Okulların fiziki ve personel sorunları bitmedi.
Değişmeyen tek şey, hesabın yine veliden ve çocuktan sorulması oldu.
Bir de bütün bunların üzerine “eğitimde reform” deniliyor.
Reform dediğiniz şey çocuğun karnını doyurmuyorsa, okulun tuvaletine sabun koymuyorsa, öğretmeni güvencesiz bırakıyorsa, yoksul çocuğa eşit fırsat sunmuyorsa, velinin cebini biraz daha boşaltıyorsa…
Kusura bakmayın, bunun adı reform değil; yükü vatandaşa devretmektir.
Ama haklarını yemeyelim!
Bu yıl bütün öğretmenlerimize önlük giyme zorunluluğu getirerek eğitimde yeni bir çığır açtılar!..
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak eğitimi bir lütuf değil, anayasal bir hak olarak görüyoruz.
Çocuğun ailesinin gelirine göre eğitim aldığı değil, devletin her çocuğa eşit imkân sunduğu bir Türkiye istiyoruz.
Laik, bilimsel, kamusal ve nitelikli eğitim istiyoruz.
Okulda bir öğün ücretsiz yemek istiyoruz.
Çocuklarımızın temiz, güvenli ve sağlıklı okullarda eğitim görmesini istiyoruz.
Öğretmenlerimizin hak ettiği değeri ve çalışma koşullarını istiyoruz.
Ve en önemlisi;
Hiçbir anne-baba, çocuğunun eğitim masrafını karşılayamadığı için başını önüne eğmesin istiyoruz.
Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve velilerimize başarı ve kolaylık diliyoruz.