Zonguldak eski Başhekimlerinden Tunç Çelebi, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla Zonguldak Tabip Odası’na yönelik dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Tabip Odası’nın Cumhuriyet tarihinin temel günlerinden biri olan 30 Ağustos’ta sessiz kalmasını eleştiren Çelebi, bunun yalnızca bir kutlama eksikliği olmadığını, aynı zamanda temsil ve meslek örgütlenmesi açısından sorgulanması gereken bir durum olduğunu savundu.
Çelebi, yaklaşık 2 bin 500 hekimin bulunduğu Zonguldak’ta Tabip Odası’nın üye sayısının sınırlı olduğuna dikkat çekerek, odanın bütün hekimleri kapsayan ve temsil eden bir yapıya kavuşması gerektiğini ifade etti.
Tunç Çelebi’nin açıklaması şöyle: “Zonguldak Tabip Odası’nın 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi bu ülkenin bağımsızlık tarihinin en temel günlerinden birinde ortada görünmemesini, bir kutlama yapmamasını ve kentteki anma etkinliklerinde yer almamasını yalnızca yadırgamıyorum; açıkçası kabul edilemez buluyorum.
İnsan artık daha doğrudan sormak zorunda kalıyor: Zonguldak Tabip Odası nereye gidiyor ve kimi temsil ediyor? Türk Tabipleri Birliği’nin ve tabip odalarının Cumhuriyet, laiklik, demokrasi, halk sağlığı ve toplumsal sorumluluk alanlarında tarihsel birikimi ortadayken, Zonguldak Tabip Odası’nın 30 Ağustos gibi ortak bir değerde dahi sessiz kalması ciddi bir temsil sorunudur. Yaklaşık 2.500 hekimin bulunduğu bir kentte, yalnızca yaklaşık 425 hekimin üye olduğu; yani yaklaşık 2.000 hekimin üyesi dahi olmadığı bir tabip odasında birkaç yüz oyla yönetime gelmek elbette hukuken bir yönetim yetkisi verir. Ancak böyle bir tablo, bütün Zonguldak hekimlerini temsil etme iddiasında olan bir yönetime çok daha büyük bir dikkat, sorumluluk ve kapsayıcılık yükler. 2.500 hekimin bulunduğu bir kentte 425 üyeli bir yapının, birkaç yüz oyla oluşmuş yönetiminin, yaklaşık 2.000 hekimin düşüncesini ve ortak değerlerini kendiliğinden temsil ettiğini varsayması mümkün değildir. Tam tersine, böylesine sınırlı bir temsil tablosu, odanın daha birleştirici, daha kapsayıcı ve kentteki bütün hekimlere ulaşmaya çalışan bir anlayış içinde olmasını zorunlu kılar. Bu nedenle mesele yalnızca “kaç oyla seçildiniz?” meselesi değildir. Asıl sorulması gereken soru şudur: Zonguldak’taki yaklaşık 2.000 hekim neden bu meslek örgütünün dışında kalmıştır? Yaklaşık son on beş yıla damgasını vuran Oda yönetimi bunu hiç sorgulamakta mıdır?
Odalar üyelerin gelmesini değil üyelere ulaşmak, bünyesine katmak ve örgütlenmek için kurulmuştur. Tabip odalarında görev üstlenmek, yalnızca bir unvan edinmek değildir; o göreve layık olabilmenin ve meslektaşlarının güvenini taşıyabilmenin onurunu üstlenmektir. Ancak bu onurun da sorumluluk, temsil yeteneği, kapsayıcılık ve mesleğin ortak değerlerine bağlılık gibi vazgeçilmez ölçütleri vardır. 30 Ağustos herhangi bir partinin, grubun ya da ideolojik çevrenin özel günü değildir. Bu ülkenin bağımsızlığının, ulusal egemenliğinin ve Cumhuriyet’e giden yolun ortak tarihidir. Bir tabip odasının böylesine temel bir günde sessiz kalması “tarafsızlık” olarak açıklanamaz. Bazı sessizlikler tarafsızlık değil, tercihtir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözü, Türk hekimliğine duyulan güvenin en güçlü ifadelerinden biridir. Bu söz yalnızca tıbbi bir emanetin değil; akla, bilime, Cumhuriyet değerlerine ve toplumsal sorumluluğa duyulan güvenin de simgesidir. Bu nedenle, kendisini Türk hekimlerine emanet eden bir Cumhuriyet kurucusunun ardından, bugün hekimleri temsil etme iddiasındaki bir meslek odasının 30 Ağustos karşısında böylesine sessiz ve mesafeli durmasını son derece yadırgıyorum. Daha açık söylemek gerekirse, bu tavır bana Atatürk’ün kendisini emanet ettiği hekimlik çizgisinden uzaklaşmanın işaretlerini düşündürüyor. Türk hekimliği yalnızca mesleki hak arayışından ibaret değildir. Cumhuriyetin, bilimin, laikliğin ve çağdaşlaşmanın tarihsel taşıyıcılarından biri olmuştur. Bu mirasa sahip çıkmak siyasi bir tercih değil; mesleğin tarihsel hafızasına ve toplumsal sorumluluğuna sahip çıkmaktır. Bir meslek odası 30 Ağustos’u görmezden geliyor ya da bu büyük tarihsel gün karşısında görünmez kalıyorsa, artık yalnızca “neden kutlama yapılmadı?” diye sormak yetmez. “Bu oda hangi değerler üzerinde duruyor, hangi hekimlik anlayışını temsil ediyor ve gerçekten kimi temsil ediyor?” sorularını da sormak gerekir. Zonguldak Tabip Odası, Zonguldak’taki bütün hekimlerin meslek örgütü olmayı mı amaçlıyor, yoksa giderek kendi dünya görüşü içinde kapanmış küçük bir grubun örgütüne mi dönüşüyor? Yaklaşık 2.500 hekimin bulunduğu bir kentte, yalnızca 500 civarında hekimin üye olduğu bir odanın asıl görevi, kendi çevresini daha da daraltmak değil; o 2.000 hekimin neden dışarıda kaldığını anlamak ve onları yeniden bu meslek örgütünün içine çekebilecek güveni, kapsayıcılığı ve ortak aidiyet duygusunu yaratmaktır. Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” dediği bir ülkede, 30 Ağustos’ta sessiz kalan bir tabip odasının önce kendi tarihsel sorumluluğunu yeniden hatırlaması gerekir. Çünkü temsil yalnızca seçimle kazanılmaz; değerlerle, tutarlılıkla, kapsayıcılıkla ve davranışla hak edilir.”