Ölüm Makineleri... Termik Santraller...
   Ülkemiz, enerji gereksinimi yönünden büyük oranda dışa bağımlı olduğu bilinen bir gerçek. Enerji açığımız her geçen gün artmakta. Enerji açığını karşılamanın en kolay ve ucuz yolu olarak ta son yıllarda kömüre dayalı termik santrallar kurulmasına hız verilmiştir. Halen açılan ve yolda olan 20 termik santralın yanında, 80 termik santral yapılması da planlanmakta. Bu santraların ülkemizin en bakir koylarına ve tarım alanlarına kurulması veya kurulmak istenmesi çevreye duyarlı insanlarımızın haklı tepkilerine neden olmakta.



Enerji sağlamanın en ucuz ve en kolay yolu olarak görülen kömürlü termik santrallar,  aynı zamanda doğaya, dolayısıyla canlılara en çok zarar verenlerdir. Bu santrallar, bulunduğu yörenin havasını, suyunu ve toprağını kirletmesinin yanında, küresel ısınmanın da en önemli nedenlerindendir. Öncelikle denizden çektiği soğutma amaçlı tonlarca suyu, kaynar vaziyette ve kimyasallarla birlikte yine denize boşaltarak kilometrelerce alana yayılan toplu balık ölümlerine yol açmakta; bacalarından çıkan duman ve kül yine kilometrelerce uzağa yayılarak yoğun hava kirliliğine neden olmakta; havaya yaydığı kimyasallar, yağmurla toprağa ve yeraltı sularına karışarak, yörenin suyunun ve tarım ürünlerinin kullanılamaz ölçüde kirlenmesine neden olmaktadır.



Bilindiği gibi hava kirliliğinin en önemli nedeni, fosil yakıtlar, yani kömür ve petrol türevleridir. Termik santrallarda ve konutlarda yakılan kömür, arabaların eksoz gazları, havamızı yoğun bir şekilde kirletmekte. Termik santrallar kitle imha silahlarından farksız. Sigara insan sağlığına hangi zararı veriyorsa termik santrallar da aynı zararı veriyor. Yol açtığı kirlilik, başta akciğer kanseri olmak üzere kalp krizi, felç, KOAH, astım gibi pek çok hastalığa yol açıyor. Hastalıkların ataklarını ve ağırlığını artırıyor. Alzheimer, otizm hatta diyabetle ilgisi olduğu düşünülüyor. Dünya sağlık örgütüne göre her yıl yaklaşık 7 milyon kişi iç ve dış ortam hava kirliliğine bağlı gelişen hastalıklardan yaşamını yitiriyor. Ülkemizde har yıl yaklaşık 29 bin kişi hava kirliliğine bağlı hastalıklar nedeniyle ölüyor.



Hava kirliliğinin başta solunum sistemi olmak üzere vücutta yarattığı tahribatı temizleyecek, azaltacak ya da giderecek hiçbir ilaç ve tedavi bulunmamaktadır. Hava kirliliği her gün zorla her insana 20 sigara içirtmek demek.



Bölgemize gelirsek. Çatalağzı, Muslu yöresinde halen kurulu olan beş termik santralda yılda 8 milyon civarında kömür tüketilmekte. Oysa bölgemizde yıllık taşkömürü üretimi 1.5 milyon ton civarında. Aradaki fark ithal kömürle karşılanmakta. Yani termik santrallar, çevre kirliliği yanında bir de döviz israfına neden olmakta. Ülkemizde enerji gereksiniminin büyük ölçüde kömüre dayalı termik santrallarda aranmasının asıl nedeni bilinen en karlı sektör olmasındandır. Çünkü pazarlama gibi bir derdi yoktur. Bu nedenle çevreye ve insan sağlığına verdiği zarar göz ardı edilmekte. Termik santrallar kurulurken bölge insanı da iş vaadiyle kandırılmakta. Bunun adı, İşsizliği gösterip ölüme razı etmektir.



Kömüre dayalı termik santrallar aynı zamanda küresel ısınmanın, dolayısıyla iklim değişikliliğinin de en büyük nedeni. Bilindiği gibi küresel ısınmaya, fosil yakıtlardan salınan sera gazları neden olmakta. Sera gazı emisyonunun en büyük kaynağı da kömürlü termik santrallar. Dünyamız kurulduğundan buyana 1 derce ısınmış durumda. Bilim insanlarına göre, küresel ısınmanın 3 dereceye ulaşması halinde hiçbir canlının yaşamasının mümkün değil. Bu nedenle Birleşmiş Milletler, 1992 de Rio’da, 1997 de Kyoto’da, 2009 da Kopenhag’da, geçen yıl da önce Paris’te, sonra Marakeş’te İklim Konferansları düzenledi. Her konferansın sonunda küresel ısınmanın en çok 1.5 derecede tutulabilmesi için bir dizi kararlar alındı. Bu kararların ana teması, ülkelerin sera gazı emisyonlarını mümkün olan en alt seviyeye indirmeye yönelik tedbirleri almaları yönündeydi. Türkiye geçen yıl yapılan Paris İklim Konferansında alınan kararları imzaladı ama TBMM de onaylamadı. Marakeş Konferansında yapılan tespitlere göre de, Türkiye iklim değişikliği konusunda sorumluluklarını yerine getirmede karnesi en zayıf ülkeler arasında. Zaten kömürlü termik santralların kurulmasında hız kesilmemesi bunun kanıtı.



Doğaya ve insanlara bu kadar zarar veren kömürlü termik santrallardan kurtulmanın iki yolu var. Birincisi ve en önemlisi, enerji tasarrufudur. Ülkemizde, genelde % 25, konutlarda ise % 35e varan enerji israfı olduğu saptanmış. Oysa gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere göre enerji tasarrufu konusunda daha titizler. Yani enerjilerini daha verimli kullanmaktalar. Örneğin Avrupa ülkeleri artık yüzde 80 daha az elektrikle çalışan sanayi motorları kullanıyor. LED ampulleri dışındaki ampulleri yasaklıyor. ABD, 2014 yılında 80 milyon normal ampulü LED ampulle değiştirerek aydınlatma için elektrik talebini 10 misli azaltmış. “Sıfır enerji” binaları, diğer adıyla pasif binalar uygulamasına geçilmiş. Bu binalarda standart; 50 KW/metre kare. Eğer ev 100 metrekare ise yılda 5000 KW/saat tüketmeli. Ülkemizde ise bir daire ortalama metrekare başına 300 KW/saat, yani kabul edilebilirden 6 misli fazla enerji tüketiyor. Çünkü binalarımızın büyük çoğunluğu izolasyonsuz.



Termik santralardan kurtulmanın ikinci yolu, artık tüm gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmektir. Bunlar; güneş, rüzgar ve jeotermal enerji kaynaklarıdır.



Güner enerjisinde Almanya örneğini verilebilir. Güneşte potansiyeli en yüksek bölgeleri olan Bayern eyaleti, bizim en düşük potansiyelli Karadeniz bölgesinden ısınım şiddeti ve süresi bakımından daha kötü durumda. Buna karşılık Almanya’da güneş enerjisi kurulu gücü yaklaşık 40 bin MW iken, Türkiye’de bu rakam yaklaşık 800 MW. Ayrıca Almanya 2050’de yüzde yüz yenilenebilir enerjiye geçmeye çalışıyor. Bunu planlarken aynı zamanda enerji tüketimini de % 45 azaltmayı planlıyor. İşin uzmanlarınca,Türkiye’nin güneşten elektrik enerjisi üretme potansiyelinin en az 500 bin MW olduğu tespit edilmiş. Yani ülkemiz, enerji gereksiniminin tamamını güneşten sağlayabilir durumda.



Son yıllarda RES( Rüzgar Enerji Santralı) ler dünyanın gündeminde. Üstelik rüzgar türbinleri 1990’lı yıllara göre 4- 5 misli ucuzlamış durumda. Şuan 10 MW lık rüzgar türbinleri planlanıyor. 10 MW lık rüzgar türbini bir nükleer reaktör kadar enerji üretim potansiyeline sahip. Amerika’da rüzgar enerjisi kurulu gücü 70 bin MW. Türkiye’nin toplam kurulu gücü kadar. Yani 70 nükleer santralın ürettiği elektriği rüzgar santralından üretiyor Amerika.



Görüldüğü gibi ülkemiz, enerji üretimi adına insanımıza dayatılan kömürlü termik santrallara, yani ölüm makinelerine mahkum değildir.



 
Anahtar Kelimeler:
Kemal Yurtbay
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.