28 Şubat 1324 (Rumi) Günümüz takvimi ile 13 Mart 1909 tarihine denk gelen oturumda ; Bolu Mebusu Şerafettin Bey söz alıyor.
‘’Zonguldak’ta 1886 yılında Abdulhamit’in mimarlığını yapan Yanko Bey ve oğlu İoannidis ile birlikte Zonguldak Limanı yapım işini aldılar. Avusturya ve Fransızlarla çok kuvvetli ilişkileri olan bu aile ,aynı zamanda Fransızlarla iş tutular efendiler. Aynı zamanda , Zonguldak taş kömürü ocaklarını Fransız şirketine aktarmak için padişahın gözüne girmelerini sağladılar. Bölgede daha güçlü söz sahibi olmak için Zonguldak ,Kozlu, Çatalağzı şimendifer hattını kurdular. Bu aile Abdulhamit’in gücünü kullanarak ,Zonguldak’ta bir takım işlere kalkışmıştır. Halen limandan gemileri ağır vergi vermeden çıkarmıyor ,onları günlerce bekletiyor efendiler. Ocak sahiplerini şimendifer hattını kullanma ihtiyacını bilerek , baskı altına alıp ocaklarını elinden almaya çalışıyorlar. ‘’
1908 yılında Abdülhamit tahtan inip Meşrutiyet ilan edildikten sonra Mebusan Meclisi tekrar açıldı. İdealist İttihatçılar memleketlerinde olup bitenleri meclise taşımaya başladı. 1909 şubat aynda (28 Şubat 1324 (Rumi) Günümüz takvimi ile 13 Mart 1909 tarihine denk gelen oturumda ) ; Bolu Mebusu Şerafettin Bey söz alıyor. Ve Zonguldak’ta olup bitenleri yüksek sesle anlatıyor.
Konuşması ağır Osmanlı kelimelerinden oluşuyor ama ben günümüz Türkçesine dönüştürdüm. Orijinal konuşması arşivimde vardır.
Şerafettin Bey (Bolu) konuşması
''Efendiler, sevgili mebuslar, değerli başkanım.
Zonguldak’ta liman yapım imtiyazı 42 yıllığına önce Tersane-i Amire (donanma tersanesi) baş mimarı Yanko Bey’e verilmiş, daha sonra bu hak, Yanko Bey tarafından “Ereğli Osmanlı Şirketi”ne (Société dueraclée) devredilmiştir. Ancak bu şirket, sahip olduğu imtiyazın karşılığında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemiş ve sözleşme şartlarına uymamıştır. Zonguldak Limanı 10 yılı aşkın süredir hem yapım hem işletme bakımından şartlara aykırı şekilde yönetilmiş; gereksiz harcamalar yapılmış, devlete ait arazi ve binalar kullanılarak hazinenin hakları ihlal edilmiş ve devletin %8 kar payı verilmemiştir. Buna rağmen liman resmen kabul edilmemiştir.
Şirket ise sermayesinin atıl kaldığını öne sürerek devletten faiz ve tazminat talep etmektedir. Oysa limanın kabul işlemi ne zaman başlatılmak istense, şirket çeşitli yollarla bunu engelleyip geciktirmiştir. Bahriye Nezareti ve Sadarette bu konuyla ilgili belgeler bulunduğu da belirtilmektedir. Şirketin asıl amacı, limanı adeta kendi mülkü gibi kullanarak kömür ticaretini tekeline almak, diğer madencileri baskı altına alarak mallarını ucuza satın almak ve ocakları zamanla ele geçirmektir. Nitekim bu amacına kısmen ulaşmıştır. Madencilerin çıkardığı kömürleri çok düşük fiyatlarla satın almış, kara ve deniz taşımacılığını tekeline almıştır. Hatta devlet gemileri bile Zonguldak’ta yüksek fiyatla kömür almak için günlerce beklemek zorunda kalmıştır. Geçen yıl asker taşıyan iki geminin kömür alıp ayrılmasına bile izin verilmemiş; sözleşmede belirtilenden fazla ücret peşin ödenmeden ve şirketin koyduğu para cezaları ödenmeden yükleme yapılmamıştır. Bu durum, şirketin limanın resmi kabulünü istemediğini ve bunu sürekli geciktirdiğini açıkça göstermektedir. Buna rağmen liman hiçbir zaman boş kalmamış; şirket kömür alım ve satımıyla sürekli faaliyet göstermiş ve ciddi gelir elde etmiştir. Ancak elde edilen gelirlerin bir kısmı resmi kayıtlara geçirilmemiştir. Bu nedenle şirket, limanın kabulünün gecikmesinden zarar görmemiş, aksine kazanç sağlamıştır. Buna rağmen şimdi faiz ve tazminat istemesi son derece gariptir.
Şirketin bu iddiasının asıl amacı, devlete ait %8 liman payının talep edilmesini engellemektir. Bu yüzden hükumetten, devletin %8 payının ve %5 kar hissesinin tahsil edilip edilmediğinin açıklanması istenmektedir.
Ayrıca şirketin:
Devlete ait bazı arazi ve binaları izinsiz işgal ettiği , yüksek masraflı inşaatlar yaptığı ,bazı kömür ocaklarını sebepsiz yere çalıştırmayarak zarar verdiği, devlete yıllık 50 bin ton kömür verme taahhüdünü yerine getirmediği belirtilmektedir. Bu uygulamalara karşı hükumetin ne yaptığı ve bundan sonra ne yapacağı sorulmaktadır.
Demiryolu meselesi
Zonguldak ve Çatalağzı demiryollarının işletmesi, gelirlerin %40’ı devlete, %60’ı şirkete ait olmak üzere şirkete verilmiştir.
Ancak şirket, devletin denetim hakkını fiilen ortadan kaldırmış ve devletin gelir kaybına uğramasına neden olmuştur.
Madencilerin kömür taşımacılığı da sürekli engellenmiş, vagon verilmemiş, verilse bile geciktirilmiş lokomotifler çalıştırılmamış ,böylece madenciler bezdirilip mallarını ucuza satmaya zorlanmıştır. Bu durumun ülke ekonomisine büyük zarar verdiği açıktır.
Bu nedenle en doğru çözümün, sözleşmenin feshedilerek demiryollarının tekrar devlet yönetimine alınması olduğu ifade edilmektedir.''
Konuşma çok uzun olduğu için Bolu Mebusu Abdulvahap Efendi, Serfice Mebusu Yorgi Boşo Efendi Bolu Mebusu Şeref Efendi ve Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey konuşmanın çok uzun olduğu , bu katip tarafından zapta alınmakta aksaklık yaratacağı gerekçesi ile konuşmanın metninin yazılı olarak sunulması talebinde bulunuyorlar.
Meclis Başkanı, bunun yazılı önerge olarak verilmesini karar verir.
Meclise 20 dakika arar veriliyor.
Bu oturumdan anlaşıldığı üzere ; bizzat Abdülhamit, kendi mimarı tarafından kandırılmış veya ihanet edilmiştir. Üstelik bu Rum mimar, Osmanlı’nın verdiği ihalelerle zengin olmuştur. Biraz daha derin analiz edildiğinde Mimar Yanko’nun sermayesinin de bizzat Fransızlar tarafından desteklediği ortaya çıkar.
Peki ; Mebusan meclisi bunları engelleyebilmiş midir ?
Tabi ki hayır.
Zonguldak’taki madenler konusu , TBMM’nin 23 Nisan 1920’de kurulması ile doğru adımlar atılmaya başlanmıştır.
Aslında ,Zonguldak şehir merkezi, bu ihanetlerin ardından şehir merkezi olması da ayrı bir manipülatif başarının ürünüdür.
Kaynak: Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih
Zonguldak’ta bir Rum’un ihaneti
Zonguldak ile ilgili bu zamana kadar Osmanlı belgesi çok az yayınlanmıştı. Genelde TBMM konuşma metinleri vardı ama bu zamana kadar Zonguldak’la ilgili İstanbul Mebusan Meçlisinde neler konuşulduğu hiç bilinmiyordu.
Bunlar da ilginizi çekebilir