İl Başkanı Turhan, son günlerde Çaycuma’da kamuoyuna yansıyan kalkınma projesine ilişkin sahadan gelen endişeleri yakından takip ettiklerini belirterek, özellikle mandacılıkla geçimini sağlayan üreticilerin kaygılarının görmezden gelinmemesi gerektiğini söyledi.
Çaycuma Manda Yoğurdu’nun bölgenin kültürel kimliği olduğunu vurgulayan Turhan, projenin yanlış yönetilmesi halinde yüzlerce yıllık üretim kültürünün zarar göreceğini ifade etti. Turhan, “Biz kalkınmaya karşı değiliz, rant düzenine karşıyız. Üreticinin olmadığı yerde kalkınma olmaz” dedi.
Zafer Partisi İl Başkanı Turhan'ın açıklamalarından satırbaşları şöyle;
Son günlerde Çaycuma’da kamuoyuna yansıyan ve “kalkınma projesi” adı altında sunulan çalışmalarla ilgili olarak, sahadan gelen ciddi endişeleri dikkatle takip ediyoruz. Özellikle üreticilerimizin, mandacılıkla geçimini sağlayan hemşerilerimizin ve yöresel değerlerimize sahip çıkan vatandaşlarımızın dile getirdiği kaygılar bizim için son derece önemlidir. Bu nedenle konuya dair gerçekleri açıkça konuşmak ve duruşumuzu net bir şekilde ortaya koymak zorundayız.Çaycuma’da başlatılan bu proje basit bir kalkınma hamlesi değildir; bu proje, doğru yönetilmezse Çaycuma’nın yüzlerce yıllık üretim kültürünü tasfiye edecek bir dönüşümün ilk adımıdır. Biz kalkınmaya karşı değiliz, biz rant düzenine karşıyız! Çaycuma Manda Yoğurdu; aromasıyla, doğallığıyla, coğrafi işaretiyle bu bölgenin kimliğidir. Siz bu ürünü alıp endüstriyel bantlara sokarsanız, sadece yoğurdu değil, o yoğurdu var eden üreticiyi de yok edersiniz.Bugün Çaycuma’da konuşulması gereken şey fabrika değil, üreticinin kendisidir. Mandacılık yapan köylü ne diyor? Geçim kaynağım elimden alınacak diyor!Biz Zafer Partisi olarak açık konuşuyoruz: Üreticinin olmadığı yerde kalkınma olmaz! Köylüyü sistemin dışına iten her proje, adı ne olursa olsun, bu millete hizmet değil ihanettir. Eğer gerçekten samimiyseniz, Bartın’daki gibi üreticiyi güçlendiren, küçük üreticiyi ayağa kaldıran, yerinde üretimi destekleyen modelleri hayata geçirirsiniz. Fabrikayı büyütmek kolaydır, ama üreticiyi yaşatmak irade ister!Buradan açıkça uyarıyoruz: Çaycuma Manda Yoğurdu’nun endüstriyelleştirilmesi, bu bölgenin kültürel ve ekonomik damarını kesmektir. Mandacılık zaten bitme noktasına gelmişken, üreticiyi yok sayan bu yaklaşım devam ederse yarın bu topraklarda ne manda kalır ne de o meşhur yoğurdun gerçek hali! Üstelik mera alanlarına göz dikilmesi kabul edilemez. Bu milletin malını, köylünün toprağını proje adı altında kimseye peşkeş çektirmeyiz!Sayın Valimize de buradan çağrımız nettir: Size aktarılan bilgilerle sahadaki gerçekler örtüşmüyor olabilir. Gelin, bu işi masa başından değil, üreticinin yanına giderek yerinde inceleyin. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ıslah projeleriyle çelişen bu uygulamalara dur deyin. Çünkü bu mesele sadece bir yatırım meselesi değil, doğrudan doğruya Zonguldak’ın geleceği meselesidir.Biz Zafer Partisi olarak söz veriyoruz: Bu topraklarda üretim yapan hiç kimse yalnız değildir! Bizim siyasetimizin merkezinde rant değil, üretici vardır. Bizim yol haritamız nettir: Küçük üreticiyi büyüteceğiz, yerli üretimi koruyacağız, köylünün elindeki değeri alıp bir avuç ayrıcalıklı yapıya teslim etmeyeceğiz! Türkiye’nin tarım ve hayvancılık politikası, ithalat lobilerine değil, Anadolu’nun üreten insanına göre şekillenecek! Çaycuma sahipsiz değildir. Zonguldak sahipsiz değildir. Bu milletin alın terini kimseye yedirmeyeceğiz! Ayrıca bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı, sahadaki üreticilerimizle birebir temas kurarak konunun tüm boyutlarını yerinde inceleyeceğimizi ve gerekli gördüğümüz her noktada hem kamuoyu nezdinde hem de ilgili kurumlar düzeyinde girişimlerde bulunacağımızı açıkça ifade ediyoruz.Bu mesele kapanmayacak; biz bu işin peşini bırakmayacağız
Üniversite ve Rektörlük Süreci
Değerli basın mensupları, kıymetli hemşehrilerim;Değerli basın mensupları, Zonguldak’ın kalkınmasında öncü olması gereken üniversitemizin mevcut hali, ne yazık ki şehrin ihtiyaçlarına cevap vermekten uzaktır. Bilim üretmesi, sanayiyle iş birliği kurması ve gençlerimize umut olması gereken bu kurum, bugün kendi içine kapanmış bir yapı görüntüsü vermektedir. Bu tablo, sadece akademik bir sorun değil; doğrudan şehrin geleceğini ilgilendiren yapısal bir problemdir.Bu noktada sorunun temelinde ciddi bir yönetim zafiyeti olduğu açıktır. Üniversiteler kişisel hesaplarla değil, liyakatle ve vizyonla yönetilmelidir. Akademik kadroların güçlendirilmesi, şehirle entegre projelerin artırılması ve gençlerin geleceğe umutla bakmasını sağlayacak politikaların üretilmesi şarttır. Mevcut anlayışla bunun gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir.Biz inanıyoruz ki yaklaşan rektörlük süreci bir kırılma noktası olacaktır. Liyakatli, ehil ve bu şehri dert edinen kadroların göreve gelmesiyle birlikte üniversitemiz yeniden Zonguldak’ın kalkınma dinamiklerinden biri haline gelebilir. İnşallah umut ediyoruz ki kararname ile Zonguldak’ta akademide liyakatli bir atama yapılır. Yetkililere çağrımız ve beklentimiz budur.
İl Genel Meclisi’nde Hukuksuzluk
Değerli basın mensupları;İl Genel Meclisi’nde yaşanan son süreç, demokrasi ve hukuk açısından ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. Aday olan bir kişinin aynı zamanda divanda görev alarak oyları sayması, seçim hukukuna açıkça aykırıdır. Bu durum sadece etik değil, hukuki açıdan da kabul edilemez bir tablo ortaya koymaktadır.Necdet Karavel’in bu yöntemle başkanlık makamına gelmesi, açık bir hak gaspıdır. Bu tür uygulamalar, sadece bir kişinin kazanımı değil; kurumların itibar kaybıdır. Halkın iradesinin temsil edildiği bir mecliste, böylesine tartışmalı bir sürecin yaşanması, alınacak kararların meşruiyetini de doğrudan zedeleyecektir.Buradan açıkça soruyoruz: Yeterli çoğunluğu sağlayamayan bir meclis, bundan sonra nasıl sağlıklı karar alacaktır? Köylere, vatandaşlara nasıl hizmet götürülecektir? Bu noktada Zonguldak Valisi’ni açıkça göreve davet ediyoruz. Süreci yakından takip ettiğimizi de kamuoyuna ilan ediyoruz.
TTK ve Zonguldak Ekonomisi
Değerli basın mensupları, kıymetli kamuoyu;Türkiye Taşkömürü Kurumu, Zonguldak’ın sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal omurgasıdır. Ancak yıllardır süregelen norm kadro eksikliği, bu kurumun hem verimliliğini hem de iş güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu gerçek uzun süredir bilinmesine rağmen gerekli adımların atılmaması büyük bir ihmaldir.Bugün gelinen noktada üretimin çeşitli gerekçelerle durdurulması ya da azaltılması, Zonguldak ekonomisine ağır darbe vurmaktadır. Esnaf zor durumdadır, gençler işsizdir, şehir her geçen gün ekonomik olarak daralmaktadır. Buna rağmen yetkililerin bu tabloyu görmezden gelmesi, kabul edilebilir değildir.Buradan iktidarıyla muhalefetiyle tüm milletvekillerine çağrıda bulunuyorum: Bu mesele siyaset üstüdür. Bu şehir sahipsiz değildir! Zonguldak’ın geleceği için herkes sorumluluk almak zorundadır. Bu sürecin uzaması, şehrin ekonomisinde çok derin yaralar açacaktır ve mevcut siyasi iktidarın yetkilileri TTK konusunda bu sorumluluğun altında kalacaktır.
Sinema Salonunun kapanması
Değerli basın mensupları, kıymetli hemşehrilerim;Gündemimizin bir diğer önemli başlığı Zonguldak’ta tek sinema salonunun kapanması meselesi, basit bir işletme kararı değildir. Bu, bu şehrin sosyal hayatına vurulan bir darbedir. Bir zamanlar her mahallesinde sinema olan Zonguldak, bugün tek bir salona bile sahip olamayacak hale getirilmiştir. Biz buna sadece “kapanış” demiyoruz, biz buna kültürel çöküş diyoruz.Bakın açık konuşalım; mesele sadece film izlemek değil. Mesele, bu şehirde insanların bir araya gelebileceği, nefes alabileceği, sosyal hayatını yaşayabileceği alanların yok edilmesidir. Dijital platformlar var diye, teknoloji gelişti diye bir şehrin sineması göz göre göre kapatılamaz. Bu anlayış, milleti sadece tüketen, yalnızlaştıran bir anlayıştır. O yüzden buradan çağrımız nettir: Yetkililer vakit kaybetmeden firma temsilcileriyle masaya oturmalı ve Zonguldak’a yeniden sinema kazandırılmalıdır.Çözüm de ortadadır. Elmas Park’ın üst katı bu iş için değerlendirilebilir. Hem modern, güzel bir sinema salonu Zonguldaklıların hizmetine sunulur, hem de uzun süredir zor günler geçiren Elmas Park esnafı yeniden canlanır. Bu sadece bir yatırım değil; bu şehrin ekonomisine, sosyal hayatına ve geleceğine yapılacak bir katkıdır. İnsan hareketliliği artar, esnaf kazanır, şehir nefes alır. Yani mesele sadece sinema değil, mesele Zonguldak’ın ayağa kalkmasıdır.Biz Zafer Partisi olarak şunu söylüyoruz: Bu şehir kaderine terk edilemez. Zonguldak’ın kültürü de yaşayacak, esnafı da kazanacak, gençleri de bu şehirde kalacak. Yeter ki bu millete sırtını dönmeyen, bu şehrin derdiyle dertlenen bir irade ortaya konsun. Biz buradayız, takip ediyoruz.
Siyasi Eleştirilere Cevap ve Net Duruşumuz
Değerli basın mensupları ve kamuoyu;Milliyetçi Hareket Partisi Zonguldak İl Başkanı’nın yaptığı açıklama, ne yazık ki gerçeklerle yüzleşmek yerine algı üretmeye çalışan klasik bir savunma metnidir. Açık konuşalım: Siz gerçeği örtmeye çalıştıkça, biz daha yüksek sesle konuşacağız! Zafer Partisi’nin hiçbir siyasi partiyle şahsi husumeti yoktur; ancak Türk milletinin aleyhine olan her tutumun karşısında durmak bizim namus borcumuzdur. Gerçekleri dile getirmekten rahatsız olanlar, önce aynaya bakmalıdır.Bugün partimize katılan insanlar “arayış içinde” değil; aksine pusulasını kaybetmiş yapılardan çıkıp, yeniden Türk milliyetçiliğinin özüne dönmektedir! Siz “önemsiz” diyerek küçümsemeye çalıştıkça, millet gerçeği görüyor. İnsanlar neden gidiyor sorusunu sormadan yapılan her açıklama, çaresizliğin itirafıdır! Türk milliyetçiliği; koltukta oturup susmak değil, gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır! Biz o bedeli ödemeye hazır olanların yoluyuz!Şimdi buradan açık ve net söylüyorum: Terörist başına umut hakkı konuşulurken susanlar, şehitlerimizin arkasından bir Fatiha okuyamayanlar, Türk milliyetçiliği dersi veremez! Biz Başbuğ Alparslan Türkeş’in mirasını siyasi hesaplara kurban edenlerden değil, o mirası savunanlardanız! Bizim dünümüz de bellidir, bugünümüz de! Siz istediğiniz kadar algı yapın, istediğiniz kadar iftira atın! Zafer Partisi’ni durduramayacaksınız!Bir de bize “siyaset cambazı” diyenlere buradan cevap veriyorum: Evet, biz cambazsak; o cambaz, canını ortaya koyan adamdır! Biz bu vatanın bölünmez bütünlüğü için sadece konuşmadık, gerektiğinde canımızı ortaya koyduk! Sizin “kurucu önder” diye pazarlamaya çalıştığınız kişi, Abdullah Öcalan’dır ve o; binlerce vatandaşımızın katili, bebek katili, eli kanlı bir terörist başıdır! Yeri İmralı’dır ve orada ölecektir! Öcalan’a umut bağlayanlar, Türk milletini temsil edemez! Şerefini koltuğa ve genel başkanına körü körüne sadakatte arayanlar, Türkeş’in emaneti olan 9 Işık davasını temsil edemez! Çünkü Türkeş’in evlatları, bu milletin şerefli müdafileridir! Bu dava, şerefini kaybetmişlerin taşıyacağı bir dava değildir!Ve buradan ilan ediyorum: Yüreği yeten varsa çıksın karşımıza! Biz bu mücadeleden bir adım geri atmayacağız!Ersun Yıldız ve onunla birlikte Zafer mücadelesine katılan her bir arkadaşımız bizim gözümüzde çok kıymetlidir. Bu mücadelede yer alan herkes, Türk milletinin geleceği için onurlu bir duruşun temsilcisidir.Teşekkür ediyorum.