Batı Karadeniz Çevre Gönüllüleri Platformu tarafından 17 Ekim’de düzenlenen Zonguldak İklim Zirvesi’nde, kentin çevresel sorunları, kömürden çıkış süreci ve ekonomik geleceği ele alındı. “Zonguldak İçin Ekolojik, Hukuki ve Ekonomik Adalet” başlığıyla yayımlanan sonuç bildirgesinde, kömürden çıkışın faturasının Zonguldak halkına kesilmemesi gerektiği vurgulanarak adil geçiş çağrısı yapıldı. Bildirgede ayrıca Filyos Irmağı ve tarım alanlarının korunması, kirli sanayi yatırımlarının durdurulması ve kentin yeşil ekonomik dönüşüm için pilot bölge ilan edilmesi talep edildi.

ZONGULDAK İKLİM ZİRVESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

"Zonguldak İçin Ekolojik, Hukuki ve Ekonomik Adalet"

17 Ekim 2026 – Zonguldak

Zonguldak İklim Zirvesi, Batı Karadeniz çevre Gönüllüleri Platformu’nun çağrısıyla, 17 Ekim 2026’da TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi lokalinde gerçekleşti. Kentin iki asra yaklaşan endüstriyel, üretim ve toplumsal mirasını ekolojik yıkım, küresel iklim krizi, iklim hukuku ve adil geçiş kavramları üzerinden ele alan zirveye, çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü yöneticisinin yanı sıra Bartın, Çaycuma, Devrek ve Ereğli’den çevre gönüllüleri de katıldı. Türkiye’nin sanayileşme hamlesine sunduğu katkının bedelini insanı, emeği, sağlığı ve doğasının amansız tahribiyle ödeyen Zonguldak için pozitif ayrımcılık talep edilen zirvede, kömürden çıkışın faturasının Zonguldaklılara kesilmesine de itiraz edildi. Kentin karbonsuzlaşma sürecinin büyük bir çöküşle sonuçlanması kadar Filyos Vadisi Projesi’nde olduğu gibi kirli teknoloji ürünü yatırımların "Ya kırk katır ya kırk satır" şeklinde dayatılmasına da karşı çıkıldı. Zonguldak’ta yaşanacak dönüşüm sürecinin kamusal, hak odaklı, bilimsel ve sosyo-ekonomik temelleri olan adil geçişe dayanması gerektiği kuvvetle vurgulanan zirvede, siyaset oluşturucular, Zonguldak’ın yeşil dönüşümün pilot bölgesi ilan edilmesi için çaba harcamaya çağrıldı. Zirvenin temel çıktısı olan sonuç bildirgesinin 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde bir kentsel adalet ve adil geçiş deklarasyonu olarak yayımlanmasına karar verildi.

GÖRÜNÜM VE TESPİTLER

1. Zonguldak’ın kurulu termik santral kapasitesi 3.000 MW’ı aşıyor. Üretilen elektriğin %85’i havza dışına aktarılırken, elektrik üretim sürecinin yarattığı yıllık 15 bin tona eşdeğer karbondioksit emisyonu, toksik baca gazları ve ağır metal kirliliği bölgede kalıyor. Öte yandan Zonguldak Kömür Havzası’nda çalışan 9 bin civarındaki işçi, 1 milyon ton gibi ülke tüketiminin otuzda birinden daha az üretim yapıyor. Bu yönüyle kömür üreten bir merkez olmaktan çıkan havza, kömür tüketen bir ekolojik yük alanına dönüşüyor.

2. Ülkenin endüstriyel süreçlerle ilk tanışan kentlerinden biri olan Zonguldak’ta Türkiye ortalaması %27 olan toplam istihdam oranı, %17 gibi çok düşük bir seviyede seyrediyor. Zonguldak, Karabük ve Bartın’dan oluşan TR81 Bölgesi’nde göç eden nüfusun %32’sini üniversite mezunu gençlerin oluşturması, nitelikli işgücü kaybının derinleştiğini gösteriyor. Kent genelinde 60 yaş üstü nüfus oranının %13’ten %20’ye yükselmesi, kontrolsüz daralmanın yarattığı yaşlanma ve sosyo-kültürel çöküşü belgeliyor. Nüfusu azalırken yaş ortalamasının artması kentin, demografik olarak da sürdürülemez olduğunu söylüyor.

3. Bölgede faaliyet gösteren ERDEMİR ve KARDEMİR gibi demir-çelik tesisleri, her yıl yaktığı milyonlarca ton ithal fosil yakıtla bölgenin karbon yükünü artırıyor. Tesislerin açığa çıkardığı katı, sıvı ve gaz atıklar bölgede kalırken ekonomik, sosyal ve teknolojik tüm planlamalar bölge halkı ve ihtiyaçları dikkate alınmadan dışsal bir anlayışla yürütülüyor. ERDEMİR’in cüruf dağları çevresindeki doğal yaşamı tehdit ederken, Karabük’te hava kirlilik değerleri sıkça aşılıyor. Termik santrallerle birleşen ağır sanayi baskısı, bölgenin karbon ayak izini büyüttükçe büyütüyor.

4. Hava kalitesi izleme verilerine göre Zonguldak, azot dioksit kirliliğinde Türkiye genelinde üst sıralarda yer alıyor. PM10 ve PM2,5 gibi partikül madde oranlarının yasal sınır değerleri yılda 100 ila 200 gün aşılıyor. Kentte termik santraller ile sanayi kümelenmelerinin yol açtığı termal salınımlar, kent merkezlerinde +5°C, ağır sanayi odaklarında ise +8°C’ye varan yapay sıcaklık artışlarına neden oluyor.

5. Batı Karadeniz Havzası’nın en önemli akarsuyu olan Filyos Irmağı’nın binlerce yılda oluşturduğu alüvyonlu topraklar, bölgenin en verimli tarımsal alanlarını oluşturuyor. Resmi belgelerde "Sakarya Irmağı’ndan Kızılırmak Deltası’na kadar olan bölgenin en değerli ekosistemi" olarak tanımlanan Filyos Vadisi’nin bir ekolojik koridor olarak mutlaka korunması gerekiyor. Ancak geliştirilen akıl dışı projelerle Vadi kirli yatırımlara açılıyor, ekosistem bütünlüğüne telafisi imkânsız zararlar veriliyor. Tarım alanlarının başka kullanımlara tahsis edilmesi, başka bir tarım alanı olmayan bölgenin gıda güvenliğini de tehlikeye düşürüyor.

6. Başta Gerede Karma Organize Sanayi Bölgesi olmak üzere doğduğu yerden denize döküldüğü noktaya kadar etrafındaki sanayi tesisleri nedeniyle ağır kirlilik yükü taşıyan Filyos Irmağı, büyük bir hızla temiz su niteliğini kaybediyor. Irmağın sedde içine alınmasıyla elde edilen alanlar OSB’lere ve sanayi sitelerine tahsis ediliyor; üzerlerinde serbest bölgeler, endüstri bölgeleri ve lojistik merkezler ilan ediliyor. Bu amaçla yapılan imalatlar, Filyos Irmağı’nın binlerce yılda sabırla oluşturduğu tarımsal alanları geri döndürülemez şekilde tahrip ediyor.

7. Yüzyıllardır fosil yakıtların olumsuzluklarına her yönüyle katlanan bölge, şimdi de doğal gazın merkezi olarak yapılandırılıyor. Yüksek yanma verimi, düşük partikül ve kükürt içeriğiyle kömüre göre daha az zarar verdiği bilinse de doğal gaz da fosil yakıtlar arasında yer alıyor. Karbonsuzlaşma ve sıfır emisyon hedefleri göz önüne alındığında, nihai bir çözüm olmayan doğal gaz, fosil yakıt bağımlılığını sürdüren ekolojik bir risk olarak öne çıkıyor.

8. Filyos Endüstri Bölgesi’nde kurulması planlanan 2 milyon ton kapasiteli entegre gübre fabrikası, bölge insanına kömür sonrasının alternatifi olarak sunuluyor. İstediği nitelikli iş gücü nedeniyle böyle bir kapasitesi olmayan bölgeye istihdam sunmayacak proje, ekosistemi en az kömür kadar tehdit ediyor. Zonguldak’taki karar alıcılar, bölgesel kalkınma adı altında sunulan kirli projeye istihdam baskısı nedeniyle kayıtsız şartsız destek veriyor.

9. Merkezi İsviçre’de bulunan uluslararası sağlık ve çevre örgütü HEAL’ın 2022 yılındaki epidemiyolojik modellemelerine göre, Zonguldak’taki kömürlü santrallerin yarattığı kümülatif sağlık ve ekonomik maliyetin yüz milyarlarca liraya ulaştığı görülüyor. Bu kirlilik binlerce erken ölüm ve kronik solunum yolu hastalığına da yol açıyor. Bölgedeki termik santrallerle demir-çelik fabrikalarının faaliyetleri toplumsal bu maliyeti katlamaya devam ediyor.

10. Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık %50’sini gerçekleştirdiği Avrupa Birliği, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşarak iklim nötr ilk kıta olmayı hedefliyor. Bu stratejinin yasal çerçevesini oluşturan Avrupa Yeşil Mutabakatı, yalnızca enerji üretim süreçlerinin değil tedarik zincirlerinin de karbonsuzlaşmasını, üretim teknolojilerinin yenilenmesini ve ticaret kurallarının kökten değişmesini zorunlu kılıyor. Demir-çelik, çimento ve enerji yoğun diğer temel sanayi kollarının karbon yoğun üretim yapıları nedeniyle tabi olacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması vergileri, Türkiye'nin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zayıflatan ve cari açığı daha da büyütecek ağır bir dış ticaret baskısı yaratıyor. Bu ise Zonguldak gibi karbon ekonomisi ile ayakta duran kentleri yeni bir ekonomik çıkmaza sürüklüyor.

11. Kömür üretimi, demir-çelik endüstrisi ve termik santraller gibi fosil yakıta dayalı yüksek emisyonlu sektörler Zonguldak ekonomisinin omurgasını oluşturuyor. Karbon ayak izi yüksek bu sektörlerin uluslararası pazarlarda yaşadığı rekabet gücünü yitirme tehlikesi ve artan karbon maliyetleri bölge ekonomisini daha kırılgan hale getiriyor. Fosil yakıta, kömüre ve kirli sanayiye dayalı mevcut ekonomik modelde ısrar etmek ekolojik yıkımı derinleştirmekle kalmıyor, kenti kontrolsüz bir çöküş sarmalına iterek geleceksizleştiriyor. Dünyadaki gelişmeler, fosil yakıtlara bağlı olan ekonomilerin ekolojik olduğu kadar iktisadi olarak da sürdürülemez olduğunu ortaya koyuyor.

12. Bölgedeki fosil yakıta dayalı sanayi ve enerji yapılanması, mevcut durumu korumakla kalmıyor; zamanın ruhuna tamamen zıt şekilde yeni yatırım hamleleriyle genişletme eğilimi de taşıyor. Bu yatırımlar planlanırken yaratacağı ekolojik ve toplumsal maliyetler göz ardı ediliyor. Mevcut ekosistemler üzerindeki baskı her geçen gün artarken insan ve canlı sağlığına yönelik riskler tırmanıyor, "koruma-kullanma dengesi" ilkesi devre dışı bırakılıyor. Makro düzeydeki yatırım kararlarından mikro düzeydeki kent içi açık-yeşil alan yönetimi, geçirimli toprak yüzeylerin geçirimsiz alanlara dönüştürülmesi gibi parçacıl müdahalelere kadar alınan her karar, bölgede yaşanabilirliği azaltıp iklim direncini zayıflatıyor.

ÖNERİ VE TALEPLER

1. Bölgemizin önündeki tek seçenek fosil yakıta dayalı ekonomik patika değildir. Yeni ve yenilikçi yöntemlerle kentin karbon ayak izi hızla düşürülerek yeşil ekonomik dönüşüm sağlanabilir. Bölgenin orman dokusu entegre edilerek sürdürülebilir orman altı atıklarından biyokütle enerjisi elde edilebilir. Amasra’dan Akçakoca’ya uzanan kıyı şeridinde rüzgâr enerjisi kapasitesi değerlendirilebilir. 300 ile 650 metre derinlikteki kömür madenlerinde biriken ve ısınan yeraltı suları çekilerek kent merkezlerinde jeotermal ısıtma ağlarının kurulması bir seçenek olarak düşünülebilir. Bölgede endüstriyel kenevir tarımı yaygınlaştırılarak kenevir katkılı çimento, yapı yalıtım malzemeleri ve teknik tekstil gibi katma değerli temiz sanayi kolları hayata geçirilebilir. Demir-çelik endüstrisinde biyokütle kullanımı, kıyı rüzgârından yeşil elektrik tedariki, ocak suyu jeotermal entegrasyonu, cüruf-kenevir katkılı çimento üretimi ve demiryolu-denizyolu lojistiği bir arada uygulanarak ERDEMİR ve KARDEMİR’in karbon maliyetleri aşağı çekilebilir.

2. Kömürden çıkış süreci, Zonguldak halkı ve maden emekçilerinin iradesi yok sayılarak kente dayatılmamalı, tüm toplumsal kesimlerin korunduğu 'adil geçiş' ekseninde örülmelidir. Bu süreçte yerel akıl devreye sokulmalı, dünyadaki başarılı örneklerde olduğu gibi sendikalar, meslek örgütleri, yerel yönetimler ve üniversiteler müzakere masasında yer almalıdır. Erken emeklilik hakları, beceri geliştirme kursları, yeniden eğitim ve işini yitiren emekçilere istihdam önceliği sağlayan bir sosyal koruma modeli kurulmalı ve çalışmalarına şimdiden başlanmalıdır. Olası yakın gelecek yatırım deseni ve istihdam politikaları bu yönde biçimlendirilmeli, güvencesizleşme ve işsizlik kesin olarak engellenmelidir. Bu süreç adil geçiş için ayrılan uluslararası fonlar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bu alana ayırdığı kaynaklarla desteklenmelidir.

3. İmzaladığımız Paris İklim Anlaşması ile Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) süreçleri doğrultusunda, Zonguldak gibi karbon ekonomisine dayalı kentlerde ani kapanmalar ve iflaslar yaşanmaması için şimdiden harekete geçilmelidir. Bu dönüşüm bir oldubittiye getirilmemeli, kitlesel işsizlikle sosyal krizlerin önüne geçilmelidir. Bu amaçla, ilgili tüm aktörlerin katılımıyla aşamalı, ölçülebilir ve bağlayıcı bir karbonsuzlaşma takvimi ilan edilmeli, bunun mekanizmalarını oluşturmak üzere harekete geçilmelidir. Takvimle ilgili tüm kararlar merkezi vesayetle değil; bölgedeki sendikaların, meslek odalarının, üniversitelerin, STK’lerin ve yerel yönetimlerin eşit söz sahibi olduğu tartışmalarla alınmalıdır. Ekolojik kaygılarla birleşen yerel arayışlar bölge gerçekleriyle daha çok örtüşen sonuçlar yaratacak ve daha demokratik ve hak temelli bir planlama süreci ortaya çıkaracaktır.

4. Zonguldak, Türkiye’nin "Yeşil Ekonomik Dönüşüm Pilot Kenti" ilan edilmeli; iklim finansmanı, yeşil iklim fonu, AB iklim fonları gibi uluslararası adil geçiş fonları ile Türkiye'nin bu alana ayıracağı kamu kaynaklarından öncelikli ve doğrudan yararlandırılmalıdır. Pozitif ayrımcılık, ülke ekonomisini ayakta tutmak için Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızdan daha çok şehit veren, on binlerce insanını meslek hastalıklarında kaybeden, doğası talan edilen Zonguldak’a yapılmış bir ayrıcalık değil, tanınması gereken bir haktır.

5. Filyos Irmağı’nın bölge için biricik özelliği taşıyan alüvyonlu tarım arazileri ve oluşturduğu benzersiz ekosistem mutlaka korunmalı; planlanan 2 milyon ton kapasiteli gübre tesisi gibi kirli sanayi dayatmaları derhal durdurulmalı, ırmak çevresindeki kirlilik yüklerinden arındırılmalıdır. Fosil yakıt altyapısını pekiştiren Karadeniz doğal gazı bağımlılığı yerine gerçek yenilenebilir enerji dönüşümü teşvik edilmeli, ırmağın sedde içine alınmasıyla elde edilen alanların endüstriyel kullanımlara açılması derhal durdurulmalıdır.

6. Zonguldak, Bartın ve Karabük tarihî-arkeolojik birikimi, ekolojik zenginlikleri ve tam bozulmamış peyzaj özellikleriyle büyük bir turizm potansiyeline sahiptir. Kentteki tüm yerel yönetimlerin ‘Yavaş şehir’ vizyonuyla beldelerini yapılandırdıkları takdirde pek çok olumlu sonuca ulaşması mümkündür. Kentte doğa, tarih, kültür ve bisiklet gibi rotalar belirlenerek turizmin çeşitlendirilmesi; trekking, festival, şenlik, buluşma, kampçılık, kestane hasadı, kuş gözlemi gibi etkinliklerle zenginleştirilmesi önemlidir. Zonguldak’ı tüm illerden ayrıcalıklı kılan zengin endüstri mirası, kentsel bir ziynet olarak korunmalıdır.

7. Zonguldak, Bartın ve Karabük illerinin %70’ini kapsayan maden arama ve işletme ruhsatları, yalnızca bölgenin değil tüm ülkenin ekosistemine yönelmiş ağır bir tehdittir. Ruhsatlandırılan alanların büyük kısmı, Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik ve ekosistem kalitesi açısından en zengin, ülkenin akciğerleri sayılan orman alanlarıdır. Buralarda yürütülecek madencilik faaliyetleri su havzalarının rejimini bozacak, heyelan ve erozyon risklerini artıracak, eşsiz bir yaban hayatı ile florayı tahrip edecektir. Karbon yutak alanı olan ormanların, hayvancılığı ayakta tutmaya çalışan meraların ve tarım alanlarının madencilik faaliyetleriyle yok edilmesi kabul edilemez. Bu yöndeki yanlış alan kullanım kararları derhal durdurulmalı, havza kamu yararı ve ekolojik değer ilkelerinin başat kaygı olduğu yaklaşımlarla yeniden planlanmalıdır.

8. Dün kömür üretiminin tüm yükünü tek başına göğüsleyen Zonguldak’ın bugün kömürden çıkışın maliyetine de katlanması beklenemez. Dönüşümden etkilenen tüm maden ve sanayi emekçilerine erken emeklilik, sosyal güvenlik ve yeşil sektörlerde güvenceli istihdam garantisi sağlanmalı; terk edilmiş maden alanları, cüruf sahaları ve kirlenmiş su havzaları kamusal bütçeyle ekolojik olarak restore edilmelidir.

Zonguldak’ta yağmur geliyor: Sıcaklıklar düşecek!
Zonguldak’ta yağmur geliyor: Sıcaklıklar düşecek!
İçeriği Görüntüle

9. Kömürden çıkış senaryolarının tartışıldığı günümüz koşullarında ekonomik, toplumsal ve mekânsal boyutları içeren bütünleşik bir hazırlık sürecine ve olası yıkıcı etkilere karşı dirençliliği inşa edecek stratejik politikalara olan ihtiyaç ortadadır. Sorun, dar sektörel politikaların çok ötesinde, her ölçekteki mekânsal ve kamusal planlamayla doğrudan ilişkili yapısal bir bağlam taşımaktadır. Bölgenin geleceği, bütüncül yaklaşım ve çok boyutlu, entegre bir planlama vizyonuyla güvence altına alınacaktır.

Zonguldak’ın geleceği kontrolsüz bir sosyo-ekonomik çöküşe, çevre felaketlerine veya Filyos’taki gibi kirli sanayi dayatmalarına terk edilemez. Bu süreç insan ve doğa odaklı bakışla yeniden ele alınmalı, planlı şekilde yönetilmelidir. Dünyadaki gelişmeleri takip etmeden atılan her adım kentin geleceğine indirilmiş bir darbe olacaktır. Bu bildirge; Antalya COP31 Zirvesi platformlarına, ulusal karar alıcılara, uluslararası iklim diplomasisine ve tüm kamuoyuna sunulan bir kentsel adalet ve adil geçiş deklarasyonudur. Hepimiz biliyoruz ki tüm dünyanın olduğu gibi Zonguldak’ın da önünde tek yol vardır; o da ekolojik, hukuki ve iktisadi açıdan adil ve sürdürülebilir olan yeşil yoldur. Zonguldak, Türkiye’nin adil dönüşüm ve temiz sanayi pilot başkenti olmaya, tıpkı kurulduğu yıllardaki gibi ülkenin itici gücü olmaya hazırdır. Bu başarı hikâyesini hep birlikte yazabiliriz.