Analitik düşünme becerilerimizi geliştirecek bir fikir egzersizi yapalım.

Matematiksel hesaplamalar ve biyolojik veriler yardımıyla Zonguldak'taki olası akraba sayımızı öngörmek mümkündür.

Önce size satranç ile ilgili bir hikaye anlatayım.

Hikaye yaklaşık 1400 yıl önce Hindistan'da geçmektedir.

Savaşmayı seven ve halkını perişan eden zalim bir kral vardır. Yüce bir bilgin, savaşın kötülükleri ile stratejiyi simgeleyen satranç oyununu icat edip kralın huzuruna getirir. Kral oyuna bayılır ve savaşmayı bırakır.

Kral, bilginin bu büyük hediyesinden o kadar memnun kalır ki ona "dile benden ne dilersen" der. Bilgin ise oldukça alçak gönüllü görünen şu istekte bulunur:

Satranç tahtasındaki ilk kareye 1 buğday tanesi konulmasını, sonraki her karede buğday sayısının iki katına çıkmasını (2, 4, 8, 16...) şeklinde devam ettirilmesini ister.

Kral, bu isteği çok küçük ve ucuz bir ödül sanıp hemen kabul eder. Sonuçta satranç tahtasında 64 kare vardır. Vezirler hesap yapmaya başladığında durumun vahameti ortaya çıkar: 33. karede yaklaşık 1 milyar buğday tanesi gerekir. Katlanarak gittiğinden, 44. karede yaklaşık 1 trilyon buğday tanesi gerekir. 64. son kareye ulaşıldığında, birikmiş buğday tanesi miktarı yaklaşık 18 kentilyon seviyesine ulaşır. Bu miktar, bütün krallığın ve hatta o dönem dünyadaki tüm buğday ambarlarının toplamından büyüktür.

Bu hikayeyi niye anlattım?

Geriye doğru gidildiğinde insanların akraba bağı da katlanarak gider.

Geriye doğru gidildiğinde benim 2 ebeveynim vardır (annem ve babam). Fakat iki dedem, iki ninem 4 kişidir. Bir sonraki kuşak (ortalama 60-90 yıl önce) iki dedemin anne ve babaları ve ninelerimin anne babaları toplandığında sayı 8‘e çıkar.

5 kuşak (180 yıl) hiç akraba evliliği yapmadan ve her birinin tek çocuğu olması durumunda sayı 32 kişiye çıkar. 10 kuşak sonra (yaklaşık 250-300 yıl) aynı satranç tahtasındaki gibi bu rakam katlanarak 1024 kişiye çıkar.

Yani siz yaklaşık 250-300 yıl önce yaşayan ve aslında birbirinden habersiz yaşayan fakat daha sonraki yıllarda aile bağı ile birleşerek sizde toplanacak biyolojik havuzda 1024 kişinin genini taşıyorsunuz.

Bu 300 yıllık sürede sülalede sadece bir akraba evliliği yapılmış ise bu rakam 768 ataya düşer.

Yani siz 10 nesildir sülalede bir akraba evliliği gerçekleşmiş ise (örneğin iki kuzen evliliği), bu durumda siz 768 kişinin genini taşıyorsunuzdur. İki kuzen evliliğinde teyze çocuklarının evlenmesi durumunda; iki teyzenin anne babaları, nine ve dedeleri aynı olacağından sayı düşer.)

Eğer Zonguldak’ta bir sülalenin soyu 300 yıla dayanıyorsa (benim sülalem gibi); 300 yıllık bir zaman diliminde sadece düz bir baba soyundan (baba, dede, büyükdede...) yaklaşık 10 ata geçer.

300 yıl önceki 10. büyükbabadan başlayıp bugüne kadar gelen kız ve erkek tüm torunları, onların çocuklarını ve uzak kuzenleri toplarsak, bu 10 nesillik süreçte o tek kökten doğan toplam insan sayısı yaklaşık 20.000 ile 60.000 kişi arasındadır. Yani bugün aynı sülaleden hiç kimse göç etmemiş ise Zonguldak’ta yaşayan ortalama 40 bin kişi aynı babadan gelmektedir.

Bu da Zonguldak nüfusunun %6,83’üne denk geliyor. Bu hesaplama sadece bir ortak baba yayılımı. Fakat insanın 300 yıl önce yaşayan 1024 atası daha bulunuyor ve her birinin farklı farklı sülalelerden geldiğini düşünürsek;

şimdi sıkı durun.

300 yıl boyunca anne ve baba soylarının birleşmesiyle doğan ve o kişiyle kan bağı olan toplam torun (kuzen) sayısı yaklaşık 20 milyon ile 30 milyon kişiyi bulur.

Madenci Anıtı'ndan Gazze'ye destek
Madenci Anıtı'ndan Gazze'ye destek
İçeriği Görüntüle

Bu sayı ilk başta imkansız veya çok büyük görünebilir. Ancak matematiksel olarak, akraba evliliği olmadığı senaryoda bu rakam geçerli. Oysa kapalı köy yaşantısında o kadar çok akraba evliliği yapılmıştır ki! Bir sülalenin soy bağı bu sayının kat be kat altına düşürmektedir.

Eğer 150 ile 180 yıl boyunca soy bağımızda her ailenin tek çocuğu olması durumunda geriye doğru gidildiğinde; 6 nesil önce 64 kişi (32 nine, 32 dede) olmasına rağmen, sadece bir akraba evliliği rakamı, 300 sene önce yaşayan 10. kuşak bağımızda 24'e (12 nine, 12 dede) düşmektedir.

10 kuşak tüm dede, nine, baba, anne sayısı toplamı ise 2046 kişiden oluşuyor.

Bu 2046 kişinin birbirleriyle evlenmesinden doğanların ve her birinin ortalama 6 çocuğu olması durumunda; bugün gen bağımızın ulaştığı rakam devasa bir boyuta ulaşıyor. Bu rakam sülale içinde gerçekleşecek her akraba evliliğinde sayıyı, yine devasa bir şekilde azaltıyor.

10 nesillik akraba bağı akraba evliliği olmadan 20 milyon ile 30 milyon kişiyi bulmasına rağmen, bugün bu rakamın sadece Zonguldak nüfusunun %6'sı olan 40 bin kişiye düşmesinin nedeni akraba evliliklerinden kaynaklanıyor. 20-30 milyon kişiye yayılması gereken ağın bugün Zonguldak'ta (havuzun %6'sı olan) ~35-40 bin kişiye sıkışmasının temel nedeni budur.

Bizimkisi yakın akraba evkilikleri olduğu için çok rahat ülkede ve şehrimizde akraba evlikileri yaygın diyebiliyoruz. Fakat Avrupa’da akraba evliliği yaygın değil. O zaman çelişki oluşmuyor mu? Sorusu aklınıza gelebilir.

Burada yakın akraba, uzak akraba durumu var. Batı Avrupa'da insanlar yüzyıllar boyunca kendi kasabalarından veya komşu köylerden dışarı çıkmadılar (ulaşım imkanları yoktu). Dinleri, dilleri ve kültürleri aynı olan bu küçük topluluklarda insanlar bilmeden 5., 6., 7. veya 8. dereceden kuzenleriyle evlendiler. Buna Soy Ağacı Daralması deniliyor. Bir Alman, teyzesinin kızıyla evlenmedi ama haberi olmadan 7. dereceden kuzeniyle evlendi.

Dünyada hiçbir akrabalık bağı olmayan bir insan yoktur. Burada bağın hangi kuşakta kurulduğu önemli. Bu kuzenlerle de kurulabildiği gibi; 100 yıl öncesinden gelen bir bağ ile de kurulabilir. Mesela 20 bin yıl önce aynı anne babadan doğan çocukların, günümüze kadar oluşturduğu soy ağacı içinde bugün doğan tüm çocuklar ortak genler taşır. Bu genler bir Türk'te de bulunur bir Almanda da. Bu ikisinin evliliği akraba evliliğine girebilir. Aradaki fark, akraba evlilikleri uzaklaştıkça genlerin daha çok harmanlanmasından kaynaklanan etki azalmasıdır.

En tehlikelisi bize en yakın olan 2. derece (kuzen) evlilikleridir. Fakat birçok toplumda buna izin verilmiştir. Bunun sebebi genetik bilimi ile alakası olmayan sosyal düzeni sağlamak, mülkiyeti korumak ve kabile içi dayanışmayı sürdürmek için geliştirilmiştir.

Yakın akrabalıktan doğan hastalık riskleri gen havuzunda yeterli zaman diliminde harmanlanmadığı için; taşınan genetik hastalık olasılığını iki katına çıkarır. Gen havuzu henüz genişlemeye ve harmanlanmaya fırsat bulamadığı için (ortak ata sadece 2 nesil yukarıdadır), amca veya teyze çocuklarının aynı gizli kusurlu geni taşıma ihtimali çok yüksektir. İki taraftan da aynı kusurlu gen çocuğa geçtiğinde, hastalık kaçınılmaz olarak görünür hale gelir.

Sonuç: Bugün Zonguldak sokaklarında veya kahvesinde karşılaştığınız, hiç tanımadığınız her 15-20 kişiden birinin aslında sizin 300 yıl önceki aynı dedenizin torunu olma ihtimali çok yüksek.

Aslında biyolojik tarih açısından bakıldığında, insanlar arasındaki bu görünmez genetik bağlar; bizleri sosyal, kültürel ve siyasi tarih süreçlerinin (ırk, millet, ulus kavramlarının) hissettirebileceğinden çok daha yakın birbirimize bağlamaktadır.

Zonguldaklılık hissi; ırk, millet ve ulus kavramlarıyla şekillenebileceği gibi sosyal, kültürel ve geleneksel tarih bağlarıyla da kurulabilir. Fakat üzerinde pek durmadığımız biyolojik tarih, bizleri sandığımızdan çok daha etkin ve organik bir şekilde birbirimize bağlamaktadır. Aslında biyolojik tarih açısından bakıldığında, insanlar arasındaki bu görünmez genetik bağlar; bizleri sosyal, kültürel ve siyasi tarih süreçlerinin (ırk, millet, ulus kavramlarının) hissettirebileceğinden çok daha yakın birbirimize bağlamaktadır.

Kaynak: Hayati Yılmaz ile

Zonguldak Tarih