Size daha önce Batı Karadeniz divan bölgesi olduğunu belirtmiştim. ‘’Divan’’ birkaç evin bir araya gelerek oluşturulan köylerin, bir birbirine mesafeli kurulması sonucunda ortaya çıkmış bir yönetim (Muhtarlık) şekliydi. İki veya daha fazla köyün belirli mesafede kurulmasının hem sosyolojik hem de coğrafi nedenlerden olduğunu söyleyebilirim.

Yine daha önce bunun sosyolojik açıdan değişik zamanlarda değişik yerlerden göç etmiş insanların başlarda bir birine mesafeli durması ve izole şeklinde yaşamasından kaynaklanmıştı. Fakat bu köylerde büyük çiftliklerin kurulamamasının nedenlerinden biri de arazi yapısından kaynaklanmıştı.

Zonguldak'ta büyük ölçekli tarım ve hayvancılık çiftliklerinin yaygın olmamasının temel nedeni, ilin dağlık ve engebeli bir coğrafi yapıya sahip olmasıdır.

Zonguldak’ın yüz ölçümünün %56'sı dağlık, %31'i platolardan oluşur. Toprakların büyük kısmı sık ormanlarla kaplıdır.

Büyükbaş hayvan veya tarla tarımı için gereken geniş ve düz ovalar bulunmaz. Hayvanların otlayacağı doğal meralar ve tarla açılacak alanlar çok sınırlıdır. Tarım arazileri küçük ve dağınıktır.

Bu yüzden biz hep çiftlik yerine bağ, bahçe, fındıklık, elmalık, kirazlık, incirlik, kestanelik veya tarla tanımını duyduk.

Zonguldak ve genel olarak Karadeniz bölgesinde, büyük çiftlikler yerine geleneksel yöntemlerle yapılan küçük ölçekli tarıma rençberlik, bu tarımın yapıldığı alanlara ise genel olarak "Bağ bahçe" veya daha spesifik olarak "Küçük aile işletmesi / Küçük aile çiftliği" adı verilmiştir.

Genellikle evlerin hemen önünde veya arkasında bulunan, günlük sebze (karalahana, pırasa, fasulye, mısır) ihtiyacını karşılamak için ekilen küçük topraklardır.

Yamaçlarda fındık ağaçlarının dikili olduğu tarım alanlarına verilen isimdir. Armut, kiraz, kızılcık, dut, elma ve ceviz bölgede sıkça yetiştirilir. Ayrıca geçmişten gelen bir kültür olarak "Fransız Şeftalisi" de bahçelerde yer bulur.

Karışık olarak dikilen elma, armut, kızılcık ve kestane gibi ağaçların bulunduğu alanlardır.

Düzlüğü az olan yamaçlarda, genellikle sadece mısır veya az miktarda buğday ekmek için ayrılmış küçük toprak parçalarıdır. İhtiyaca yönelik olarak arpa ve yulaf üretimi de yapılmaktadır.

Bu tarım alanlarının en büyük özelliği parçalı ve dağınık olmasıdır; yani bir rençperin tek bir büyük arazisi yerine, dağların arasında kalmış birkaç farklı küçük parça toprağı bulunur.

Zonguldak ve çevresinde (Ereğli ve Filyos hinterlantlarında) 3 bin yıllık köklü bir yerleşik hayat bulunmasına ve tarım yapılmasına rağmen orman alanlarının çok büyük oranda korunmuş olması, bölgenin coğrafi, ekonomik ve kültürel dinamiklerinin bir sonucudur. Çok dik ve engebeli olan orman arazilerini tarım alanına dönüştürmek lojistik olarak imkansıza yakındır. Karadeniz'in yoğun yağış alan ikliminde orman örtüsünü kaldırmak, toprağın tamamen kayarak yok olmasına neden olur. Kadim halklar bu dengeyi erkenden tecrübe etmiştir. Tarih boyunca bölgedeki tarım faaliyeti ormanları keserek yeni alanlar açmak yerine, nehir yatakları ve kıyı ovaları gibi hinterlantlarla sınırlı kalmıştır. Filyos (Billaos) Nehri'nin getirdiği alüvyonlu topraklar ve Ereğli'nin verimli vadi tabanları, mevcut nüfusun gıda ihtiyacını (mısır, buğday, sebze ve meyve) karşılamaya fazlasıyla yetmiştir. Nüfus baskısı, iç kesimlerdeki devasa ormanları tarla yapmak için zorlamamıştır. .

Kadınları görüntülediği iddia edilen şüpheli adli kontrolle serbest bırakıldı
Kadınları görüntülediği iddia edilen şüpheli adli kontrolle serbest bırakıldı
İçeriği Görüntüle

M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren Ereğli (Herakleia Pontike) ve Filyos (Tios), tarım toplumlarından ziyade ticaret limanları ve balıkçı kentleri olarak gelişmiştir. İnsanlar geçimlerini toprağı tek başına işlemeye dayalı büyük çiftliklerden değil; deniz ticareti, kolonicilik ve balıkçılıktan kazanıyordu. Bu durum, iç bölgelerdeki ormanların tarım uğruna yağmalanmasını engellemiştir.

Eski çağlardan beri ormanlar "kesilip yok edilecek bir engel" olarak değil, kendi başına en değerli ekonomik varlık olarak görülmüştür:

Antik dönemde ve Osmanlı döneminde Ereğli hinterlandındaki meşe ve kestane ormanları, Karadeniz filolarının kereste ve gemi omurgası ihtiyacını karşılıyordu.

19. yüzyıldan itibaren taş kömürünün bulunmasıyla birlikte, maden ocaklarının güvenliğini sağlayan tahkimat direkleri tamamen bu ormanlardan (özellikle gürgen ve meşe) karşılanmıştır. Orman, kereste değeri nedeniyle sürekli koruma altında tutulmuştur.

Bölgedeki yerel kültürde orman çok önemli bir yer tutar. Cumhuriyet dönemi ve öncesinde köylerde "koruma" adı verilen (Yerel ağız ile İlid) ve köylülerin ortak kararıyla kesim yapılmayan koruluk alanlar mevcuttu. Ayrıca geleneksel olarak köylerde jandarmadan sonra en çok çekinilen figürlerin ormancılar olması, devletin ve yerel halkın orman sınırlarını koruma konusundaki tarihsel hassasiyetini göstermiştir.

Kaynak: Hayati Yılmaz ile

Zonguldak Tarih