Pedallar eşitlik için döndü

 

Çaycuma Belediyesi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle bir bisiklet turu düzenledi. Birçok kadının yanı sıra çocuklar ve erkelerin de katıldığı son derece renkli görüntülere sahne oldu

Giderek bir bisiklet kenti görünümüne bürünen Çaycuma’da, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen bisiklet turu her yaştan kadın ve erkeğin katılımıyla gerçekleşti. Çaycuma Belediyesi önüde başlayıp Nihat Kantarcı caddesinde süren etkinlik, SEKA Sosyal Tesisleri önünde son buldu. Etkinliğe Çaycumalı kadınların yanı sıra İstanbul, Zonguldak ve Filyos’tan da katılımlar oldu. Son derece renkli, neşeli geçen bisiklet turunda Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı da pedal çevirirken eşi Belgün Kantarcı da kadınlara destek verdi. SEKA Sosyal Tesislerinde bir araya gelen kadınlar çay, simit eşliğinde sohbet ederken burada bir konuşma yapan Yazar, Reklamcı Can Kartoğlu, “İyilik tohumları, yeşilin her tonunda yaprağa duracak, yayılacak, bir baştan bir başa dünyayı saracak.  Erkek çocuklarımızın dönüştüğünü, kocalarımızın değiştiğini, toplumun farklılaştığını, başka bir dünyanın mümkün olduğunu göreceğiz” dedi. Bisiklet etkinliğine Çaycuma Kent Konseyi Başkanı Berna Çimsalan Özyurt, TEMA Zonguldak İl Temsilcisi Berran Aydan, KESK Zonguldak Kadın Sözcüsü Lale Tetik, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği İl Temsilcisi Saniye Cicibaşoğlu, Çaycuma Bisiklet Kulübü Başkanı Mustafa Aslan’ın yanı sıra kalabalık bir bisikletçi topluluğu da yer aldı. Çaycuma Gençlerbirliği Spor Kulübü oyuncularının birörnek eşofmanlarıyla etkinliğe katılması, daha renkli görüntülerin ortaya çıkmasını sağladı.

BÜTÜN BU VİCDANSIZLIKLARA KARŞI BİR SİLAHIMIZ VAR: DAYANIŞMAK

SEKA Sosyal Tesislerinde bir araya gelen kadınlara seslenen Yazar reklamcı Can Kartoğlu, “Ne güzel döndürdünüz tekerlekleri, ne güzel sürdünüz bisikletleri. Siz döndürdükçe tekerleri, Çaycuma’nın yüzünün aydınlığı yayıldı ortalığa. Siz sürdükçe bisikletleri, kadının gücü Çaycuma’yı sarıp sarmaladı. Bir başka güzel, bir başka güçlü oldu, bir başka umut doldu Çaycuma. Bana ilham verdiniz, moral verdiniz, coşku verdiniz. Sanki ‘Teker döner, sap döner, gün gelir hesap döner’ der gibiydiniz. Bisiklet, sadece bir bisiklet değildi. Siz, sadece bisiklet süren bir kadın değildiniz. Siz, hiçbir şeyin aynı kalmayacağını, rollerin değişeceğini söylüyordunuz. Ümitsizliğe kapılmanın yersiz olduğunu sizinle anladım.  Siz ki ‘Sen benim gözümüy içine baksayaa!’ diyerek kafa tutan Çaycuma kadınlarısınız. Varsınız, var olacaksınız, var edeceksiniz. Bir cinnet halinde insanlara, kadınlara, el kadar çocuklara, bebeklere, hayvanlara, ağaçlara, dereye, tepeye; tabiat anaya yapılan tacize, tecavüze, baskı ve zulme, haksızlıklara hukuksuzluklara karşı varız. Bütün bu vicdansızlıklara karşı bir silahımız var: Dayanışmak. Dayanışmayı zirveye çıkartmak. Ve tabii ki hangimiz ne işi üretiyorsak, onu lâyıkıyla yaparak. Alnımızın teriyle dayanışmak. Bileğimizin gücüyle dayanışmak. Kalbimizin sesiyle dayanışmak. Ruhumuzun güzelliğiyle dayanışmak. Dayanışa dayanışa, direne direne var olmak, var etmek yeniden yeniden” dedi.

KADINLARA BİÇİLEN İKİNCİL ROLÜ ELİMİZİN TERSİYLE İTELİM

Dünyaya iyilik tohumlarının atılması gerektiğini söyleyen Kartoğlu, sözlerini, “Eril olmayan adil bir dünya için, eşit bir yaşam için iyilik tohumları atmaktan yorulmamak. Koşullar ne olursa olsun iyilik tohumları atmayı sürdürüp onların yeşerdiğini göreceğiz.  Hani o çok zalim, hani o ‘insan değil’ dediğimiz, ‘Yarabbim onun kalbi taştan mı?’ diye inanamadığımız, ‘Kadına el kalkar mı?’ diye ayıpladığımız, vicdansızlığından dem vurduğumuz, insanlığından şüphe ettiğimiz, sigortamızı yatırmayan, fazla mesaimizi ödemeyen, emeğimizi sömüren erkekleri biz doğurmadık mı? Analar doğurmadı mı? Demek, gelecek anaların elinde. Önce biz kadınlar kendimizi eğitelim. Bize biçilen ikincil rolü elimizin tersiyle itelim. Çünkü hayatın mimarı biziz, hayatın ta kendisi biziz. Hiçbir canlı, hiçbir canlıdan üstün değil. Bilim adamları artık insanların hayvanlardan üstünlüğünü kabul etmiyorlar. Hayvanlardan da üstün değiliz, erkekler mi bizden üstün olacaklar? Gelin, doğurduğumuz bebek erkekse şayet, ‘erkek adamın erkek oğlu’ ezberinden aklınıza artık hangi ezber geliyorsa hepsini bozuverelim. Erkek evladımızı insan eyleyelim. Eline oyuncak silahı bile vermeyelim. Bilgiyle, sevgiyle, şefkatle, kitapla donatalım onları. Tabiat Ana’yı, annesini, kız kardeşini, kadınları, çiçekleri, hayvanları, bütün canlıları kucaklayabilecek erkekler büyütelim. Eril dünyayı, eşit dünyaya, adil dünyaya evirelim” diyerek sürdürdü.

HAYAT BİZİZ, KENDİMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ

Kadın, eşcinsel, trans ve çocuk istismarlarının politik olduğunu iddia eden Kartoğlu konuşmasını,  “Mağdur olmuş kadını görmek, artık bir farkındalık yaratmıyor. Çocuk istismarını duymak kimseyi ayaklandırmıyor. Ne yapıp edip gözü morarmış, bıçaklanmış kadını değil eril şiddeti görünür kılmak, haklarımızı kullanmak, insan haklarını çiğneyen, büyük olasılıkla ‘insan hakları’ diye bir şeyden bi’ haber erkeğin şiddetini önlemek için kurumları harekete geçirmekte ısrarcı olmalıyız. Kendimizi güçsüz bulduğumuz zamanlar olabilir. Ama itiraz etmeye gücümüz hep olsun! Susmayalım, itaat etmeyelim, hayatı isteyelim. Hayat biziz, kendimizden vazgeçmeyeceğiz. Sonra, serpeceğiz iyilik tohumlarını… Serptiğimiz iyilik tohumlarının yeşermesini göreceğiz. İnanın göreceğiz. İyilik tohumları, yeşilin her tonunda yaprağa duracak, yayılacak, bir baştan bir başa dünyayı saracak.  Erkek çocuklarımızın dönüştüğünü, kocalarımızın değiştiğini, toplumun farklılaştığını, başka bir dünyanın mümkün olduğunu göreceğiz. Kadınlarla… Teker dönecek, sap dönecek, devran dönecek, bir gün hesap dönecek. O zaman dünya yerinden oynayacak. Değirmen ağır ağır öğüttüğü için, bunu ben göremezsem torunum diyecek ki, ‘Bu benim büyük annemin serptiği iyilik tohumundan!’ Sizinki diyecek ki, ‘Büyükannem müthiş bir mücadele kadınıydı!’ Sizinki, ‘Kimse annemin başını bir kere olsun eğememiştir!’ diyecek. Sizinki, ‘Annem daha gencecikken bisikletle gezermiş Çaycuma’da, bizim yolu annem açmış!’ diyecek. Sizinki, ‘Annem babam sesini yükseltti mi ‘Sen benim gözümüy içine baksayaa!’ diye bir kafa tutardı ki!’ diyecek. Sizinki,’Benim Rosa Lüksemburg’um, Clara Zetkin’im benim annem!’ diyecek. Sizinki, ‘Çok acayip bir dönemdi. İnsanların hamuruna vicdan yerine korku yerleşmişti. Bir gün bizim öğretmenlerimiz, öğretmenlikten ihraç edildiler. Kaa hee kaa mıydı, ya da neydi o, işte öyle bir şey, adını unuttum ama öğretmenimin adını hiç unutmam… Adı İsmet Akyol’du. Adı Gökhan Taner Günsan’dı. İşte kimseler sesini çıkartmazken benim annem susmaz, meydanlara çıkıp ‘İsmet Akyol onurumuzdur!’ diye pankart taşırdı. Halam, ‘Öğretmenlerimiz işe dönsün’ diye sesini yükseltirdi. Bugün gün aydınlıksa, bu benim annem yüzünden! Halam yüzünden!’ diyecek. Yaşam nasıl ki bir çemberdir. Döner, dönüşür, dönüştürür. Öyleyse iyiye, güzele, yaşanabilir bir dünyaya dönüştüreceğiz şiddet bağımlısı, kötü, kirli dünyayı! O zaman çoluk çocuk, dünyanın insanı sarılıp ‘Yaşasın kadın dayanışması’ diyeceğiz. ‘Yaşasın kadın dayanışmasına destek olan erkekler!’ diyeceğiz. ‘Yaşasın iyilik!’ diyeceğiz. Ve’Yaşasın Çaycuma Belediyesi!” diyerek tamamladı.

Anahtar Kelimeler:
ÇaycumaBülent Kantarcı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner3

banner9