Elbette sanayici ile devlet arasında işbirliği olabilir.

Olmalıdır da…

Sanayici yatırım yapar, istihdam sağlar, vergi verir!

Devlet de yatırımcının önünü açar.

Ama bunun da bir sınırı, bir mesafesi, bir kamu ahlakı vardır değil mi?

Sanayici devlet değildir!

Devletin makamları da sanayicinin özel mülkü değildir!

Devletin makamı, makam aracı, bürokratı ve kamu gücü herhangi bir iş insanının nüfuz alanına giremez!

Giriyorsa Kaymakamlıktan istiifa edilir, Sanayicinin CEO’su olarak işe başlanır!, doğrusu budur!

Halka hizmet için Devletin Kaymakamı’na makam aracını devlet verir!

Devletin Kaymakamı, bir sanayicinin CİP’ini iki ay makam aracı olarak kullanamaz!

Kullanıyorsa orada büyük bir zafiyet var demektir!

Hem bir sanayi neden devletin makamlarını kendi nüfuz alanına dahil etmek ister ki..

Hangi ayıbını yada ayıplarını örtmek ister?

Devletin makamlarını halk üzerinde bir güç, bir sopa, bir ‘Benim arkam sağlam’ mesajı olarak kullanmanın amacı ne olabilir?

Hele hele bir Kaymakam, bu mesajın verildiğini bile bile bu tuzağa nasıl düşer?

Bu nasıl bir Devlet-Sanayici ilişkisidir?

Bir sanayici devletin makamına bu kadar yaklaşabiliyor, devletin en önemli isimlerini kendi araçlarıyla taşıyabiliyor ve siyaset üzerinde bu denli etkili olabiliyorsa bir güç ilişkisi vardır.

İktidar, servet, şöhret-başarı…

Napolyon’un, “Fransa’yla yatıyorum. Fransa benim metresimdir.” sözü, iktidar tutkusunun insan ruhunu nasıl kuşatabileceğini çarpıcı bir şekilde anlatır.

Bu ifade yalnızca bir mecaz değildir.

Gücün, insanın bütün benliğini ele geçirebildiğinin sembolüdür.

Çünkü ihtiras, çoğu zaman sevgiye değil, sahip olmaya dayanır.

Aynı şekilde cimrinin trajedisi de servetin kendisinde değil, servete duyulan sınırsız bağlılıktadır.

Rivayetlere göre kimi cimriler, ölürken altınlarını eritip yutmayı, onları mezara kadar yanında götürmeyi ister.

Bu, insanın sahip olduğu mala değil; malın insana sahip olduğu noktayı gösteren çarpıcı bir tablodur.

İktidar, servet, şöhret ya da başarı…

Bunların hiçbiri tek başına kötü değildir.

Fakat insan, onları bir araç olmaktan çıkarıp hayatının gayesi haline getirdiğinde, özgürlüğünü fark etmeden teslim eder.

Artık o, yöneten değil, yönetilendir. (alıntı)

*

Peki ya Zonguldak?

İlçeleriyle birlikte birilerinin aşkına dönüşmüş olabilir mi?

Zonguldak’ı, Devrek’i, Gökçebey’i, Çaycuma’yı, Ereğli’yi, Alaplı’yı Napolyon gibi görenler kimlerdir?