Zonguldak Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Gündüz Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi’nde görev yapan bazı personeller, Merkez Müdürü Tuba Er’in yönetim anlayışı ve çalışanlara yönelik tutumları hakkında dikkat çeken iddialarda bulundu. Personeller, “Artık işimize değil, kendimizi savunmaya odaklanıyoruz” derken baskı, rencide edilme, çalışanların takip edildiği hissi, izin ve görev dağılımında ayrımcılık yapıldığı ve engelli bireylerin de bu durumdan olumsuz etkilendiği öne sürüldü.
Çalışanlar tarafından daha önce İl Müdürlüğüne dilekçe yoluyla da iletildiği belirtilen sorunların devam ettiğini öne süren personeller, yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşmak istediklerini ifade etti.
Çalışanların anlatımlarında; toplantılarda personele yönelik sert ve rencide edici ifadeler kullanıldığı, çalışanların birbirleriyle iletişimlerinin ve kurum içerisindeki hareketlerinin takip edildiği hissinin oluştuğu, görev ve izin uygulamalarında personele göre farklı tutum sergilendiği ve bazı kararların çalışanların görüşü alınmadan belirlenerek sonrasında imza yoluyla ortak karar gibi gösterilmeye çalışıldığı iddiaları yer aldı.
Personellerin dikkat çeken diğer iddiası ise yaklaşık 4 yıldır Halk Eğitim öğreticilerinin kurumda düzenli olarak görev yapmadığı ve bunun sonucunda eğitim ve etkinliklerden yararlanması gereken engelli bireylerin mağdur olduğu yönünde.
“Toplantılar azarlama ve hesap sorma ortamına dönüşüyor”
Çalışanlar, bazı toplantıların sorunların dinlenmesi ve çözüm üretilmesi yerine, personele yönelik azarlama ve hesap sorma şeklinde geçtiğini iddia etti.
Personeller, çalışanların herkesin içinde rencide edildiğini ve kendilerini ifade etmelerine yeterince fırsat verilmediğini öne sürerken, bazı toplantılara müdürün kızının da getirildiğini ve çalışanlarla ilgili konuların onun yanında konuşulduğunu iddia etti.
Çalışanların anlatımına göre bazı olaylarda personele yönelik beddua niteliğinde ifadelerin de kullanıldığı öne sürüldü.
“Söylemediğimiz sözler söylenmiş gibi kabul ettiriliyor”
Personeller, işle ilgili bir konuyu konuşmak veya yaptıkları işi göstermek amacıyla müdürle iletişim kurduklarında, bazı görüşmelerin kişisel söylemlere çekildiğini iddia etti.
Çalışanlar, kendilerinin söylemediği bazı sözlerin söylenmiş gibi kabul ettirilmeye çalışıldığını öne sürerek, “Sen bunu söyledin, kulaklarımla duydum” şeklinde ifadelerle karşılaştıklarını ve itiraz ettiklerinde beddua niteliğinde sözler söylendiğini iddia etti.
“Kimle konuştuğumuz, nerede olduğumuz sorgulanıyor”
Personellerin bir diğer iddiası ise kurum içerisindeki iletişimleriyle ilgili.
Çalışanlar, iş arkadaşlarıyla konuşmalarının, başka bir odada bulunmalarının veya ortak alanlarda sohbet etmelerinin dahi sorgulanabildiğini öne sürdü.
Bazı çalışanların “Senin ne işin var burada?” şeklinde sert tepkilerle karşılaştığını iddia eden personeller, kurumda “kimle konuştuğumuz ve ne yaptığımız takip ediliyor” hissinin oluştuğunu ifade etti.
“Çalışanlar birbirine karşı konumlandırılıyor”
Personeller, kurum içerisinde çalışanların birbirine karşı konumlandırıldığını ve bunun çalışma arkadaşları arasındaki iletişimi olumsuz etkilediğini de iddia etti.
Müdürün yanında sürekli bulunan bir personel üzerinden çalışanların ne yaptığı ve kimlerle görüştüğü konusunda bilgi toplandığını düşündüklerini belirten personeller, bu nedenle birbirleriyle iletişim kurarken dahi tedirginlik yaşadıklarını öne sürdü.
“Görüşümüz alınmış gibi imza attırılıyor”
Çalışanların gündeme getirdiği en dikkat çekici iddialardan biri de bazı kararların alınış biçimi oldu.
Personeller, bazı kararların çalışanların görüşü alınmadan belirlendiğini, ardından personele imza attırılarak kararların ortak alınmış gibi gösterilmeye çalışıldığını öne sürdü.
İmza atmak istemeyen çalışanların ise tepki ve tavırla karşılaştığını iddia etti.
“Görev ve izinler ceza aracı olarak kullanılıyor”
Personeller ayrıca görev dağılımı, oda değişiklikleri ve izinler konusunda personele göre farklı uygulamalar yapıldığını öne sürdü.
İddialara göre, yönetimin istediği bilgileri veren veya yönetimle daha yakın iletişim içerisinde olan personele karşı daha esnek davranılırken, bazı çalışanlara giriş-çıkış saatleri ve izinler konusunda daha katı uygulamalar yapılıyor.
Çalışanlar, acil durum izinlerinin dahi sorun haline getirildiğini ve izin günlerinde iş gerekçesiyle personelin geri çağrılabildiğini iddia etti.
“Engelli bireyler müdürü gördüğünde tedirgin oluyor”
Personeller, yönetim anlayışının yalnızca çalışanları değil, kurumda hizmet alan engelli bireyleri de etkilediğini öne sürdü.
Bazı engelli öğrencilerin müdür geldiğinde tedirgin olduklarını iddia eden çalışanlar, daha önce öğrencilere bağırıldığı ve oturuş şekilleri gibi gerekçelerle azarlandıkları yönünde gözlemleri bulunduğunu öne sürdü.
“Bakışlarından bile tedirgin oluyoruz”
Çalışanlar, kurumda gerçekleştirilen bazı faaliyetlerde hizmet alan engelli bireylerin önceliğinin geri planda kaldığını düşündükleri uygulamalar bulunduğunu da iddia etti.
Personeller, kurumun temel amacının engelli bireylere en iyi hizmeti sunmak olduğunu belirterek, yönetim kaynaklı olduğu öne sürülen sorunların hizmet alanlara yansımaması gerektiğini ifade etti.
Personeller, yaşadıkları baskının zaman içerisinde psikolojik bir yıpranmaya dönüştüğünü de iddia etti.
Çalışanlar, “Müdürümüzün bakışlarından bile tedirgin olur hale geldik. ‘Bakışlarıyla bizi dövüyor’ diyecek kadar yıprandık” ifadelerini kullanarak, işe gelirken kendilerini kötü hissettiklerini ve bazı günler işe gitmek istemediklerini öne sürdü.
“Velilerle iletişim kurarken bile tedirginiz”
Personeller ayrıca velilerle ilişkiler konusunda da sorun yaşadıklarını iddia etti.
Bazı velilerin personele karşı kışkırtıldığını ve veli-personel iletişiminin bozulduğunu öne süren çalışanlar, görevlerinin gereği olan iletişimi dahi “Acaba bunu neden söyledin?” endişesiyle yürütmeye başladıklarını ifade etti.
“4 yıldır Halk Eğitim öğreticisi yok”
Çalışanların en fazla dikkat çektikleri konulardan biri ise Halk Eğitim öğreticileri oldu.
Personeller, kurumda yaklaşık dört yıldır Halk Eğitim öğreticilerinin düzenli olarak görev yapmadığını iddia etti.
Son dönemde kuruma gelen 2-3 öğreticinin de yönetimin tutum ve yaklaşımı karşısında şaşkınlık yaşadığı ve devam etmek istemediğinin görüldüğünü öne süren çalışanlar, bunun sonucunda eğitim ve etkinliklerden yararlanması gereken engelli bireylerin mağdur olduğunu savundu.
“Yönetim sorunlarının bedelini engelli bireyler ödememeli”
Personeller, kurumun asıl görevinin çalışanlar arasındaki ilişkileri takip etmekten veya personel üzerinde baskı oluşturmaktan ziyade, hizmet alan engelli bireylerin eğitimine, gelişimine ve yaşam kalitesine katkı sağlamak olduğunu belirtti.
Çalışanlar, “Bir kurumda yaşanan yönetim sorunlarının bedelini hizmet alan engelli bireyler ödememelidir” diyerek, yaşandığını iddia ettikleri sorunların çözülmesini istedi.




