Daha önce Bartın-Cide arasında yaşayan Heneti halkının Troya Savaşı için bölgeden ayrıldıktan sonra savaşta yenildiklerini ve sonrasında bugünkü İtalya'nın kuzeydoğusunda bulunan Venedik kentine yerleştiklerinden bahsetmiştim. Günümüzde İtalya'nın kuzeybatısında bulunan Ligurya bölgesi de Batı Karadeniz ile yine benzer bir tarih gizemi taşıyor.
MÖ 480 yıllarında Batı Karadeniz topraklarında yaşayan Mariandynlerle birlikte bölgede yaşayan Ligyer halkından, “Tarihin Babası” olarak bilinen Bodrumlu (Halikarnassoslu) tarihçi Herodot, ünlü eseri Historiai (Tarihler) içinde Anadolu Ligyerlerinden açıkça bahseder.
MÖ 480 yılında Pers Kralı Kserkses (Xerxes) Yunanistan'a büyük bir sefer düzenlediğinde, ordusunda Pers İmparatorluğu'na bağlı onlarca farklı halktan asker yer alıyordu. Herodot, bu ordunun etnik yapısını listelerken Anadolu Ligyerlerinin Matienler, Mariandynler ve Syrioi (Greklerin deyişiyle Suriyeliler / yani Kapadokyalılar) ile birlikte aynı komuta altında toplandığını ve Pers ordusunda savaştığını yazar.
Antik metinlerdeki ipuçlarına göre Anadolu Ligyerleri; Karadeniz'in güneyinde, kabaca günümüzdeki Ereğli, Kastamonu, Sinop, Amasya veya Tokat civarında Matienler ve Mariandynler gibi topluluklarla komşu olarak yaşamışlardır.
Tarihçileri en çok şaşırtan ve düşündüren kısım, kuzey İtalya ve güney Fransa'da yaşayan vahşi, savaşçı Ligüryenler ile Karadeniz'deki bu Anadolu Ligyerlerinin Antik Yunanca adlarının (Ligyes) birebir aynı olmasıdır. Bu konuda iki temel teori bulunmaktadır:
İlk teoriye göre, MÖ 1200'lerde Akdeniz dünyasını altüst eden Tunç Çağı Çöküşü sırasında, Batı Akdeniz'den (İtalya ve çevresinden) doğuya doğru büyük halk göçleri yaşanmıştır. "Deniz Kavimleri" adı verilen bu istilacılardan bir grubunun Anadolu'nun kuzeyine yerleşmiş ve buradaki Ligyer topluluğunu oluşturmuş olabileceği düşünülmektedir. İkinci düşünce ise iki halkın aslında tamamen farklı kökenlerden geldiği, ancak antik Yunan coğrafyacılarının ses benzerliğinden dolayı iki gruba da aynı adı vermiş olabileceği ihtimalidir.
Anadolu Ligyerleri, Hititlerin yıkılmasından sonra bölgedeki büyük güçlerin (Frigler, Lidyalılar ve ardından Persler) hâkimiyeti altında erimiş, kendi yazılı kaynaklarını bırakmadıkları için de zamanla tarih sahnesinden tamamen silinmiş, "unutulmuş" Anadolu halklarından biri olarak kalmışlardır. Lakin antik coğrafyada Henetilerin İtalya'ya sürgün edilmesi sonrasında Ligyer isminin aynı bölgede yeniden ortaya çıkması, bu bölgenin antik çağda bir sürgün veya göç rotası olduğunu düşündürmektedir.
Başlarda Galat, Trak ve Mariandyn gibi halklar için Anadolu, paralı askerlerin tercih ettiği bir bölgeydi. Bazıları yerleşti, bazıları sürgün edildi, bazıları ise yok oldu. Mariandynler ve Galatlar, paralı asker olarak geldikleri bu topraklara kök salarak sık ormanlık alanlarda yaşamaya başladılar.
Mariandynler, ağır zırhlar giyen Yunan hoplitlerinin aksine son derece mobil, hafif piyade birlikleridir. Ağır zırhları olmadığı için hızla hareket edebilir, düşman hatlarına yaklaşıp mızraklarını fırlattıktan sonra hızla geri çekilebilirlerdi. Düşmanla göğüs göğüse yakın muharebeye girmek yerine, düşmanı fırlatılan silahlarla uzaktan yıpratmayı hedeflerlerdi. Bunun temel nedeni, Batı Karadeniz'in balta girmemiş ormanlık alanlarında yaşıyor olmalarıydı. Orman yaşamında geliştirdikleri bu taktiksel davranış, Perslerin de dikkatini çekmişti. Helenlerle yaptıkları savaşta Mariandynler tam anlamıyla birer "gerilla savaşı" ustası olarak kullanılmıştır.
Herodot, Gobryas'ın komutasındaki Mariandynlerin silahlarını doğrudan tasvir eder. Savaş tarzlarını belirleyen teçhizatları şunlardı: Büyük ve ağır bronz kalkanlar yerine, hızlı manevra yapmalarını sağlayan, öküz ya da keçi derisinden yapılmış hafif kalkanlar kullanırlardı. Hem saplamak hem de fırlatmak için uygun olan kısa mızraklar (ciritler) en önemli silahlarıydı. Menzilli silahları tükendiğinde ya da düşman hattı yarıldığında, yakın dövüş için yanlarında taşıdıkları küçük hançerler devreye girerdi. Kafalarını korumak için metal miğferler yerine, Trak tarzı kumaş veya deriden örülmüş, kulakları ve enseyi kapatan hafif başlıklar giyerlerdi.
Kendi ana vatanlarında (Batı Karadeniz'in dağlık ve ormanlık bölgelerinde) Mariandynler, pusu kültürü üzerine uzmanlaşmışlardı. Ormanlık arazide düşmanı bölerek küçük gruplar hâlinde yok etme stratejisinde oldukça başarılıydılar. Ancak MÖ 480 Yunanistan seferinde, Thermopylae gibi dar geçitlerde veya düz açık alanlarda bu taktikleri, Yunan falankslarının ağır kalkan duvarlarına karşı etkisiz kalmıştır.
Komutanları Gobryas; Mariandynleri, Ligyerleri ve Kapadokyalıları ordu düzeninde genellikle öncü birlikler veya kanat koruyucuları olarak konumlandırmıştır. Görevleri, ana Pers ordusu (Ölümsüzler gibi ağır piyadeler) devreye girmeden önce düşmanın savunma hattını esnetmek, ok ve cirit yağmuruyla karşı tarafın düzenini bozmaktı.
Anadolu Ligyerleri (Ligyes) de tıpkı Mariandynler gibi hantal zırhlar giymezlerdi. Bu durum onları meydan savaşlarında büyük kalkan duvarlarına karşı savunmasız bıraksa da dağlık, engebeli ve ormanlık arazilerde muazzam bir hareket kabiliyeti sağlardı. Hızları sayesinde düşmanı yıpratıp geri çekilme konusunda ustaydılar.
Kapadokyalılar ise antik metinlerdeki adlandırmaya göre, bugünkü anlamıyla Suriyeli değillerdi. Ancak tarihçi Herodot ve diğer antik Yunan coğrafyacıları, Kapadokyalıları tanımlamak için doğrudan "Suriye" (Syrioi) veya "Beyaz Suriyeliler" ifadesini kullanmışlardır. Bu halklar bölgesel olarak bazen Pers çatısı altında yan yana savaşmış, bazen de kendi aralarında yerel gerilla mücadelelerine girişmişlerdir.
Mariandynler, Pers İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra başka bir coğrafyaya göç etmediler; kendi topraklarında kaldılar. Ancak zamanla askerî, siyasî ve kültürel baskılar altında ezilerek tarih sahnesinden silindiler ve komşu halkların içinde asimile oldular. Antik yazarların "Beyaz Suriyeliler" olarak adlandırdığı Kapadokya halkı da fiziksel olarak bir yere göç edip ortadan kaybolmadı. Onlar, binlerce yıl boyunca Orta ve Kuzey Anadolu'da yaşamaya devam ettiler, ancak her büyük imparatorluğun gelişiyle dillerini, dinlerini ve kimliklerini değiştirerek kültürel olarak dönüştüler. Bu antik halkların büyük bir kısmı, yüzyıllar içinde Müslüman oldu, Türklerle karıştı ve Türkleşti. Bugün Zonguldak, Bartın, Sakarya, Bolu gibi Batı Karadeniz civarında yaşayan yerli Türk nüfusunun genetik kökeninde bu antik halkların mayası ve DNA'sı bulunmaktadır.
Batı Karadeniz’in dağlık ve sık ormanlık coğrafi yapısı, bu bölgede tarih boyunca hiçbir zaman büyük meydan savaşlarının doğmamasına, buna karşın günümüze kadar uzanan bir gerilla usulü mücadele geleneğinin yaşanmasına neden olmuştur. Öyle ki, Türklerin buraya yerleşmesinden asırlar sonra bile, bölgedeki isyanlarda çetelerin ormanlara saklanarak direnmesi ve Kurtuluş Savaşı döneminde İpsiz Recep ile Muharrem Çavuş çetelerinin işgalcilere karşı verdiği o destansı mücadelede uyguladığı taktik, antik ataları Mariandynler ile tamamen aynı olan "gerilla usulü" pusu kültürüydü. Çaycuma'da konuşlanan Bartın ve Havalisi Komutanlığının Fransızların Sapça'dan içeri girmemesi için verdiği mücadeledeki başarısı da yine orman içi savunmanın başarısından kaynaklanır. Coğrafya değişmemiş, kader ve strateji de asırlar boyu aynı kalmıştı.
Kaynak: Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih




