Gazeteci Cem Açıkgöz'e ödül
Gazeteci Cem Açıkgöz'e ödül
İçeriği Görüntüle


(Bu yazı bu zamana kadar yazdığım Karadeniz ile ilgili konuları içerdiğinden normalden daha uzun olabilir.)
Karadeniz'in adı uluslararası tek Türk ismi olan denizdir. . Kuzey her zaman Türklerde yön olarak kara rengi ile simgeleştirilmiştir. Doğu gök, Batı Ak, Güney kızıl rengi ile belirtiliyor. Orta ise sarıdır. Yani bozkır. Bu da Türkleri deniz değil , bozkır halkı olduğunu gösteriyor.
Bu yüzdendir herhalde kıyısında yaşamamıza rağmen Karadeniz'i tanımıyoruz. Ama bildiklerimiz de var tabi. Önce bildiklerimizi yazalım.
Karadeniz kıyılarında yaşamış, burada denize girmiş insanlar az çok bu denizin huyunu bilir.
Genelde hepimizin bildiği bilgilerdir şunlardır:
Mesela, kıyıdan sadece bir kaç metre sonra insan boyunu aşması, her an denizin patlaması, su sıcaklığın hemen değişmesi gibi bilgilerdir bunlar.
Poyraz ve Yıldız rüzgarları estiğinde çok dalgalı ve soğuk, Karayel ve Lodos estiğinde ise, denizin sıcak olması gibi.
Aynı kadife kumaşa elinizle dokunduğunuzda rengi değişiyor ya ! Karadeniz`de poyraz rüzgarı da denizin rengini ve sıcaklığı değiştirir.
Yazın baktınız ki dalgalar Kuzeybatıdan geliyor! O zaman biliyoruz ki deniz sıcaklığı iyidir.
Yine hepimizin bildiği gibi ; Karadeniz’in tuz oranının oldukça düşük olması da bu denizin özeliklerinden biridir. Tuzu az olan suyun, kaldırma kuvveti az olduğundan ; yüzerken Ege ve Akdeniz’de olduğundan daha fazla efor sarf etmeniz gerekir. Bu da uzun süre dalgalarla mücadele eden bir kişinin daha fazla yorulması anlamına gelir. Karadeniz'de boğulmaların çoğu daha fazla yorulmaya dayalı yaşanıyor.
Bu bilgiler bölge insanları tarafından en çok bilinen bilgiler.
Ama ya bilmediklerimiz ? O kadar çok ki ; özellikle gençler bunu bilmediği için daha fazla cesaret gösterebiliyor.
Daha önce Karadeniz`in tarihi sürecini anlatırken, şu bilgileri vermiştim.
Karadeniz, 6 bin 500 yıl önce bir göldü. İstanbul Boğazı açılması ile, bir iç deniz haline geldi. Doğal olarak göl halindeyken tatlı su olduğundan, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile birleşince ,bu göle deniz suyu karıştı.
Karadeniz, Buzul Çağının önemli tatlı su göllerinden biriydi ve muhtemelen günümüzden 6 bin yıl önce yaşayan insan topluluklarını da kıyılarında barındırmıştı. Yaklaşık M.Ö. 5600 dolaylarında bugünkü İstanbul Boğazının oluşumunu sağlayan tektonik hareketler, Karadeniz’i bambaşka bir forma büründürecekti. Akdeniz’den aşağı yukarı 100-150 metre daha alçak bir su seviyesine sahip konumda olan Karadeniz, Akdeniz’in tuzlu suyunun gelişiyle oldukça büyük bir eko-sistemsel tahrip yaşamış ve artık yapısı da bir deniz formuna evirilmişti. Tuzluluk oranında yaşanan bu değişimse Karadeniz’de tatlı su canlısı olarak yaşayan birçok deniz canlısının ölümüyle sonuçlanmış, bu ölüler ise Karadeniz tabanına metan gazı birikimi olarak negatif bir etki bırakmıştır.
Göl halindeyken içinde yaşayan tatlı su balıklarının yaşama şansı yoktu. Karadeniz`de yaşayan milyonlarca canlı balık böylelikle öldü. Ölen balıklar dibine çöktü. Bu ölü balıklar Karadeniz`in dibinde son derece zehirli hidrojen sülfür gazına dönüştü.
Bilmediğimiz bilgilerden biride ,Karadeniz`in 200 metreden sonra dibinde yaşam olmayışıdır.
Yer yer 2250 metre derinliğe sahip bir denizde, 200 metreden sonra yaşamın olmayışı, büyük bir alanın gazdan oluştuğunu gösterir.
Karadeniz oldukça derin bir deniz olmasına rağmen, 2000 metre tamamen hidrojen sülfür gazından oluşuyor.200 metreden sonra oksijen bulunmuyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi araştırmaları ve Sinop İl Çevre ve Orman Müdürlüğü araştırmalarına göre ,kıyı kesimlerine yakın yerlerde bu derinlik 150 metreye kadar düşüyor.
Karadeniz'i besleyen, dere ,akarsu ve ırmaklar ile , 6 büyük de nehir bulunuyor. Dinyeper, Dinyester, Don ,Kuban ve Kızılırmak nehirleridir. Bu nehirlerin en büyüğü ise Tuna Nehri'dir. Avrupa`nın bütün kimyasal atıklarını toplayıp Karadeniz'e boşaltmasını sağlayan Tuna, tek başına her yıl 203 km küp tatlı suyu Karadeniz'e taşırıyor. Böylelikle Kardeniz`in kirlenmesinde sanayi atıklarının da önemli etkisini oluşturuyor. Karadeniz`in akarsularla temizlenmesi yerine, daha da kirlenmesinin yanında; bir de diğer denizlerden gelen deniz suyunun olmayışı ; Kardeniz`in okyanusa bağlantısı ,İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Cebelitarık Boğazı ile sağlanmasına rağmen, akıntı olarak Marmara Denizinden başka yerden gelen su akıntısı yoktur. İstanbul Boğazı`nın alt ve üst akıntısı vardır. Karadeniz'den üst akıntı ile geçen su, alt akıntı ile geri döner. Çanakkale Boğazı’ndan sadece gideri vardır. Durum bu olunca, Karadeniz'in kirliliğini de en fazla Marmara Denizi çeker .Eğer Tuna ve Rusya`dan gelen büyük akarsular temiz olsaydı; aslında Karadeniz kendi kendine temizlenebilen deniz olacaktı. Zira Dünya'nın diğer denizlerinin akıntılarına kapalı olduğu için akarsular sadece suyu temiz tutabilecekti. Bunun yanında deniz kenarlarına kurulan santrallerde, denizi oldukça kirletmektedir.
Ekolojik sorunlar yüzünden günümüzde uskumru balığı kaybolmuş, palamut ve lüfer miktarı azalmış, hamsi ise aşırı avcılık nedeni ile soyu tükenme tehlikesi altına girmiştir. Çünkü hamsi sadece Karadeniz'e özgüdür. Pisi, kalkan ve çaça azalmış, kofana, torik, Çinekop cinsleri tükenmiştir. Ayrıca küresel ısınmaya dayalı deniz suyunun ısınması veya santral kazanlarında kullanılan suyun denize salınması yüzünden, hamsi balığının ekim ayından sonra yaklaşık 11-12 derece olması gereken suyun sıcaklığının yüksek olmasından dolayı , Rusya kıyılarından Zonguldak sahiline gelmemesi ya da kıyılarımızdan kaçmasına neden oluyor.
Dünyanın en lezzetli balığı hamsinin stoku, boyu ve ağırlığı azalmış, havyarı için avlanan ve nehir ağızlarında yaşayan mezgit balığının, kirlilik ve aşırı avlanma sonucu nesli tükenme noktasına gelmiştir. .
Karadeniz'in bilmediğimiz diğer bir özeliği ise kendine özel iç akıntılarıdır.
Alman bilim adamı Heinrich'in Berghaus daha 1836 yılında bir harita çizdi. Bu haritada, Karadeniz`in su akıntılarını gösterdi.
Heinrich Berghaus`un oğlu bu haritaları 1892`de güncelledi.
Heinrich Berghaus, günümüzden tam 182 sene önce Karadeniz'in akıntılarını hesaplamıştır. Buna göre; kıyısında yaşadığımız denizin oldukça ilginç bir akıntıya sahip olduğunu bize göstermiştir.
Heinrich Berghaus haritasında, Sinop Burnu`ndan direk Rusya`ya yönelen ve buradan kıyı boyunca Balkanlardan geçerek tekrar Zonguldak kıyılarına ,buradan da tekrar Sinop`a kadar dönen bir devir-daim döngü içindeki akıntıya ”Şeytan Akıntısı” adını vermiştir.
Heinrich Berghaus, Karadeniz`in dış akıntılarını da doğru hesaplıyor.
Marmara ve Çanakkale Boğazı akıntıları bu haritaya göre; İstanbul Boğazında çift akıntı olmakla birlikte ,az önce bahsettiğim Çanakkale Boğazında sadece Ege’ye doğru bir akıntı yönü gösteriyor.
Karadeniz`in bir diğer özeliği de boğulma vakalarının oldukça fazla olmasıdır. Son günlerde “ Rip Akıntısı” uyarısı yapılmakta, boğulmaların önemli nedeninin bu Rip Akıntısı” olduğu vurgulanmaktadır. Ama bir de Zonguldak`ta Doğu‘ya doğru bir akıntı mevcut. Karadeniz boğulma vakalarında, boğulanların bedenini genelde kıyıya vermez. Bir çok boğulma vakalarında halen cesetler bulunmuş değildir.
Karadeniz’de , özelikle biz Zonguldaklıları ilgilen bir bilgi de; Zonguldak kıyılarında deniz aniden derinleşmesidir. Bu şiddetli rüzgarda denizin daha çok dalgalı olması, daha akıntı haline gelmesi anlamına geliyor. Bartın ve Filyos nehirlerinin getirdiği ince kum kaplı sahiller genelde nehirlerin doğu tarafında kalan sahilleri kaplar. Bunun nedeni az önce anlattığım akıntının doğuya doğru olmasından kaynaklanır. Filyos Nehrinin doğu tarafı ince kum olmasına rağmen batı tarafı sahiller çakıl ile kaplıdır. Aynı şekilde bu sahiller nehir kumu kapladığından ; 50 metreye varan derinlikler daha sığ , Filyos, Türkali , Göbü gibi batı tarafından kalan sahiller ise tam tersi ,bir metreden sonra insan boyunu aşan derinliğe sahiptir.
Zonguldak kıyılarının bir diğer ayrı özelliği kıyı çizgileridir. Ereğli sahilleri Batı yönüne bakar . Bu neden ile daha çok Karayel rüzgarlarına açıktır. Şiddetli Karayel estiğinde Karadeniz Ereğli limanı dalgalara teslim olur. Burada bağlı gemiler rüzgarın ve dalgaların şiddeti ile zarar görür. Zonguldak tarafında ise kıyılar daha çok Yıldız rüzgarlarına açıktır. Poyraz ise çapraz bir şekilde Kuzeydoğudan eser. Bu sahillerde bulunan burun çıkıntıları Poyraz rüzgarlarından kaynaklı dalgaların daha fazla şiddetini önler.
Karadeniz hakkında bilmediğimiz şeylerden biri de içinde yaşayan tehlikeli canlılardır.
Türkiye sularında bulunan bir çok ‘’deniz anası’’ türü vardır. Türkiye sularının en zehirli ve en büyük türleri Karadeniz sularında yaşamaktadır. Uzun süreli dokunmalarda hafif kızarıklıklara sebep olabilmektedir. Bu büyük deniz anası sıklıkla büyük miktarlarda bulunur ve diğer organizmalar tarafından kullanılan mikroorganizmalar olabilir. Karadeniz`de yaşayan ve kıyılarda çok rastlanan türüdür.
Balinalar ise Türkiye sularının nerede ise her yerinde görüldüğü gibi Karadeniz'de de görülmüştür. Fakat deniz turizmi ve deniz taşımacılığı nedeni ile eski zamanlara kıyasla daha az rastlanmaktadır. Türkiye'de tam çaplı bir araştırma yapılmadığından ne türlerin daha sık görüldüğü hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Köpek balığının en saldırgan türü olarak bilinen kaplan kum köpek balığı, Karadenizli balıkçıların ağlarına takılan büyük balıklardır. Görünümü ile korkutan bu balık, 3 metreyi aşabilen uzunluğu ile tüyleri ürpertebilecek görünüme sahiptir..
Trakonya: Halk arasında çarpan balığı olarak da bilinen zehirli bir balık türüdür. Amatör balıkçıların genel olarak zehirlenme sebepleri olan bu balık, Karadeniz sularımızda oldukça yaygındır. Yüzgeçlerinde bulunan iğnelerde felce yol açabilecek zehir bulunmaktadır.
İğneli vatoz, Akdeniz ve Karadeniz'de yaşar. Kuyruğunda bulunan gizli iğnesini tehlike anında savunma amacı ile kullanır. Bir dalgıcın kalbine saplanarak ölümüne neden olmuştur. Ayrıca bir köpek balığının çenesini deldiği gözlemlenmiştir.
Hazır Karadeniz`den bahsetmişken ,bir başka bilmediğimiz özellikten bahsedeyim.
Balıkçı sandallarının deniz patlağında liman olmayan yerde karaya çıkmaları oldukça zordur. Fakat Karadeniz`in bir özeliği vardır.
Her "7 dalgada bir" 3-4 dalga suyun durulması olayı.
Mesela 7 dalga çok şiddetli olmasına rağmen ,ardından gelen 3 dalga daha sakindir. İşte bu dalgalarda çok hızlı hareket ederek balıkçılar sandallarını sahile çekebiliyor. Aksi halde sandalın alabora olması an meselesidir.
Bu olaya MAYNA adı veriliyor.
Zonguldak ve Bartın kıyılarının daha da ayrı özelikleri vardır.
Mesela; Filyos Irmağı`nın batı kısmında kalan sahiller derin, doğu kısmında kalanlar ise sığdır. Bunun da nedeni yine Karadeniz’de ki akıntının Doğuya doğru olması olabilir. Araştırılması lazım.
Zira ırmağın denize taşıdığı kum oldukça fazladır. Mugada ve İnkumu ,Filyos Irmağından etkilenmesinin yanında, Bartın`ın doğusunda kalan Amasra ve Çakraz sahillerini de Bartın Çayından etkilendiği düşünmekteyim.
Karadeniz hakkında bilmediğimiz bir diğer konu ise, deniz seviyesinin sürekli yükselmesi. Karadeniz hakkında oldukça önemli çalışmalar yapan Karadeniz Teknik Üniversitesi`nin araştırmalarına göre; her sene 8-9 milimetre yükseliyor. 2011 yılları arasında ise, Karadeniz'in 20 cm yükseldiğini belirtiyorlar. Eğer küresel ısınma ve hava kirliliği oranında değişiklik olmaz ise, ekolojik denge korunmazsa, 2100 yılına kadar Karadeniz'in suları 20 metre kadar yükselebileceği söyleniyor.
Zonguldak'a özgü bir diğer özelik ise ; sahilleri, halka kapalı olan en fazla il olmasıdır. Bu son zamanlardaki plaj düzenlemelerinde nispeten azalsa a halen para ile sahillere girilebiliyor olması yasalara aykırıdır. .
Karadeniz hakkında pek bilmediğimiz bir diğer konu ise depremlerdir.
Zonguldak açıklarında, İstanbul ve Sinop`a kadar paralel uzanan bir hat var.
Deprem Dairesi Başkanlığının, haritalarına göre ,son 100 yıl içerisinde Karadeniz fayı üzerinde büyüklüğü 5 ve 5'den büyük 4 deprem olduğu gözüküyor.
Bunların en büyüğü 6.6 büyüklüğündeki, 1968 yılında yaşanan Amasra-Bartın depremidir. Amasra-Bartın'da, karadan yaklaşık 10 kilometre açıkta oluşan deprem 29 kişinin ölümüne, 2 bin 100 binanın yıkılmasına, küçük çapta tsunami oluşumuna neden olmuştur.
Son olarak; bütün bunlar aslında bir şekilde Karadeniz insanın da karakterine yansır. Aynı zamanda Karadeniz'de yüzmesini öğrenenler için'' iyi yüzücü olduğu '' hissi yaratır. Özellikle Akdeniz ve Ege'de denize giren Karadenizliler için.

Kaynak: Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih