Mutlak Butlan kararı sonrası CHP’den istida eden Özgür Özel Yeni Parti’yi kurduğunda “Her üye ilçe başkanı, İl Başkanı ve Genel Başkanı doğrudan seçecek” vaadinde bulunmuştu.

Üyeler, İl Başkanı’nı belirlemek için ön seçimde oy kullandı!

Turhan Oral, bin 733 oy!

Mevcut Başkan Devrim Dural ise 2 bin 266 oy alarak İl Başkan adayı oldu!

Bu gün yapılan kongrede 621 delegeden 340’ı sandığa gitti!

281 Delege oy kullanmadı!

313 Delege Devrim Dural’a oy verdi!

Soru şu; Delegeleri kim seçti?

Hani her üye İl-İlçe Başkanlarını doğrudan seçecekti!

Ha kel Hasan, ha Hasan kel!

Ereğli’de kadınların iktidar savaşı!

Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık’ın eşi, Ereğli Belediyesinin imkanlarını kullanan Kadın Gücü Kooperatifi Başkanı Neriman Posbıyık üç ay önce CHP’den istifa etti.

Neriman Posbıyık, "Bu büyük ailenin bir parçası olmak her zaman gurur kaynağım oldu. Bu çatıdan ayrılmak benim tercihim değildi. Bu karar, kalbimde ağır bir sızıyla aldığım bir zorunluluktur” demişti!

Nitelendirdiği zorunluluk Kemal Kılıçdaroğlu Gönüllüleri Batı Karadeniz Bölge Koordinatörü Safiye Karaarslan’ın “Baba evini terk edenlerden olmayacağım” dedikten sonra mı doğdu bilmiyoruz!

Ereğli de iki hırslı kadın, bir tane CHP olunca birinin istifa etmesi kaçınılmazdı!

Bu ikil, Kadın Gücü Kooperatifi’nde de anlaşamamıştı!

İkisi de Milletvekili olmak istiyor!

İkisi de birbiriyle yarışıyor!

Muhtemelen Neriman hanım, Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Dr. Eylem Ertuğrul’u egale edemeyeceğini gördü!

Yeniden CHP’ye döndü!

Şimdi Ereğli, biri küçük, diğeri büyük iki Neriman’ın siyasi hesaplaşmasını yaşayacak gibi görünüyor.

Milletvekilliği yarışı kızışırsa, iki iddialı, egolu, hırslı kadının iktidar mücadelesine dönüşebilir!

Bakalım Ereğli CHP’de son sözü kim söyleyecek?

Ama sorsanız her şey “Aşkım Ereğli” için tabi…

Kim hesap soracak?

Şu Kooperatif işlerine çok takılıyorum.

Özellikle Belediye Başkanlarının eşlerinin kurduğu kooperatifler, Belediyelerin imkanlarını fütursuzca, kendi mallarıymış gibi, hesap vermeden kullanmalarına

iğreti oluyorum.

Kadın istihdamı, yöresel ürünler, markalar adı altında kocalarının yönettiği belediyelere fatura kesiyorlar.

Neriman hanım, kuşburnu reçeli, Ayva reçeli, Osmanlı çileği, Dağ çileği reçeli, çilek reçeli ile işi götürüyor!

Devrek belediye başkanı Özcan Ulupınar’ın eşi Ankara’da İngilizce öğretmeni olan eşi Özlem hanım, kızılcık kolonyası, kızılcık çikolatası (D’Cholates), D’Berry kızılcık suyu diye yola çıktı!

Belediye Başkan Yardımcısı Özcan Özmekik’in eşi Nuran Özmekik’i Devbazaar Kooperatifi Başkanı yaptılar!

Resmiyette Özlem hanım kooperatifin ortağı!

Televizyonlara Özlem hanım çıkıyor, gelen önemli misafirlere kolonyayı Özlem hanım döküyor!

BAKKA’dan yaklaşık 8,5 milyonluk proje desteği aldılar!

Sözde Bastonpark’ta D’Cholates Kızılçık çikolatası ve Kızılçık kolonyası üretmek için mutfak filan kurdular!

Sözde amaç, Devrek’in yöresel ürünlerini markalaştırmak, kadınları istihdama kazandırmak!

Gelin görün ki, iddialara göre; söz konusu ürünler Ankara’da yaptırılıyor, Zabıta araçlarıyla ilçeye getirilip, Belediye bütçesiyle yapılan Devrek Konağı’nda satılıyor!

Belediye işçileri Kooperatifte çalıştırılıyor!

Ürünler Ankara’da yaptırılıyorsa, BAKKA’dan alınan 8,5 Milyon nereye harcandı?

Belediye bu mutfağı kime yaptırdı?

Nasıl yaptırdı?

Belediye başkanı ve Başkan yardımcısının eşlerinin ortak olduğu kooperatif Belediyeye nasıl fatura kesebiliyor?

Bu kooperatifler, Kadın Kooperatifi mi, belediye imkanlarıyla kurulan aile şirketi mi?

İl Mahalli İdareler Müdürlüğü ne iş yapıyor?

Yöresel kadınları kullanan başkan eşlerine ve buna göz yuman kocalarına kim hesap soracak?

Ya da şöyle soralım, neden hala göz yumuluyor?

Bir gün Ramada Otel’e değil, Cami’ye geleceksiniz!

Zonguldak, geçtiğimiz cuma günü Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesinde, Demir Madencilik’in maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında hayatını kaybeden üç madencimize ağladı.

Ocak ağzında çaresiz bekleyiş, hastane önünde feryada dönüştü.

Anaların, eşlerin, babaların gözyaşları birbirine karıştı.

Madencilerin cansız bedenleri, yoksul evlerinin bahçelerine getirildiğinde yükselen ağıtlara yürek dayanmadı.

Hele o çocukların gözyaşları…

Birinin 14 yaşında babasız kalan evladı, diğerinin üç çocuğu…

Daha hayatın ne olduğunu bile tam öğrenemeden ölümün soğuk yüzüyle tanıştı yavrular.

Bir lokma ekmek uğruna yerin yüzlerce metre altında çalışan babalar, şimdi çocuklarının yüreğinde hiç dinmeyecek bir özlem, gözlerinin önünden silinmeyecek bir hatıra olarak kalacak.

Üç ocak söndü, üç evin ışığı karardı.

Üç ailenin hayatı bir daha eskisi gibi olmayacak.

Zonguldak, kentini değil, kendini düşünen politikalar olduğu sürece bu acıları yaşamaya devam edecek!

Dr. Cemil Çakmaklı’nın dediği gibi, “Kömürü değil, insanı yer yüzüne çıkarmalıyız. Yoksa

her tabut bir madenci evine atılmış bombadır! Bu kayıplar bir kazanın sonuçları değil, bir düzenin sonuçlarıdır.

Rödovansçılar dünyanın en zor işini yapıyor. Onlara mostra gösterip “git çıkar” denmemeli, çalışma şartlarını düzenle, imkân ver, adam kaçakçı değil madenci olsun.

Zonguldak’ı “yakılan kömür havzası”ndan “enerji teknolojileri havzası”na dönüştürmek mümkündür. Her felaketten sonra aynı sahne tekrarlanır: Bakan açıklama yapar, Vali hastane önünde konuşur, başsağlığı dilenir, soruşturma açılır, rapor yazılır. Sonra bir sessizlik ve adeta bir sonraki patlama beklenir.
Artık bu sahneyi değiştirmeliyiz.

Gelik’te ölen; Kozlu’nun da, Devrek’in de, Çaycuma’nın da, Ereğli’nin de evladıdır.

O yüzden hâlâ çare için gözümüz Ankara’dadır. Oysa Zonguldak’ın kendi politikası ve çözümü yoksa Ankara’nın yapacağı bir şey de yoktur. Bu yüzden Zonguldaklı önce politika seçmeli, sonra politikacı seçmelidir. Zonguldak’ın bir kömür ve gelecek politikası olmalıdır; onu Ankara değil, Zonguldaklı yazmalıdır”

Anlayana ne güzel tespitler yapmış değil mi?

Zonguldak siyasetinin son 25 yılında aktif görev alan Enerji Komisyonu Üyesi, AK Parti Genel Merkez Teşkilat Başkan Yardımcısı, AK Parti Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’na Cemil Çakmaklı’nın tespitlerini iki adet çerçeve yapıp göndermek lazım.

Birini TBMM’deki odasının girişine…

Diğerini Çaycuma’da ki Mağazasında işsiz ve ihtiyaç sahibi halkını dinlediği ofisine asmak lazım ki, aile şirketinin milyonluk yatırım işlerini takip ederken, arada kafasını kaldırıp Zonguldak’ın evlatları için görevlerini hatırlasın…

Hani Genel Merkez’de çok güçlü ya!

Hani Filyos Limanın’da sözü geçiyor ya!

Hani bir kez daha milletvekili olacak ya!

Hani hala Zonguldak Milletvekili ya!

Karpuz tarlalarında karpuz kaldırmakla, devletin parasıyla üç-beş kişiye kooperatif kurdurup Vali olmayı bekleyen Kaymakamla caddelerde şov yapmakla Milletvekilliğinin hakkını vermiş olmuyorsunuz…

Cenaze namazı Çaycuma’da kılınan iki maden şehidine siz hak helal etmeyeceksiniz…

Asıl o size hakkını helal ediyor mu?

Geride kalan analar-babalar, eşler, çocuklar size hakkını helal ediyor mu?

Onlardan helallik alabilecek misiniz?

Üç canın, geride kalan çocukların gözyaşlarının hesabını mahşerde, mizanda verebilecek misiniz?

Bir gün Ramada Otel’e değil, Cami’ye geleceksiniz!

Dünyada ne kadar makamınız, malınız, mülkünüz olursa olsun!

Sultan Süleyman gibi bu dünyadan eli boş gideceksiniz!