Zonguldak’ta yaşanan bina faciası için gerçekten şaşırdık mı?

Hayır!

Çünkü bu şehirde bir gün böyle bir felaketin yaşanabileceğini görmek için kahin olmaya gerek yoktu!

Heyelan riski taşıyan alanlar, zemini tartışmalı bölgeler, daracık sokaklar, birbirinin üzerine yığılmış beton kütleleri…

Kuş konmaz, kervan geçmez denilen yerlere bile inşaat ruhsatları veriliyor.

Afet bölgeleri imara açılıyor!

Konut alanları ticari alana dönüştürülüyor!

Yapıların kütleleri büyüdükçe büyüyor!

Zonguldak; şehircilik ilkeleri, mimari estetik ve kamu yararına göre değil, müteahhitlerin karına, rantına göre imar ediliyor!

Kitabına uydurulmuş imar rantlarıyla şehir katlediliyor!

Şehir nefes alamıyor ama beton mezarlar yükselmeye devam ediyor!

Hastanelerin, konutların, ticaret merkezlerinin otoparkları yok!

Kentin altyapısı yok!

Kanalizasyon sistemi bu yükü kaldırmıyor!

Şehir, artık bağırıyor!

Toprak kusuyor!

Zonguldak halkı eceliyle ölürse şanslı!

Yerin altında da üstünde göçükten can veriyor!

Kimse hesap vermiyor!

Ölen öldüğüyle kalıyor!

Kadırga yokuşunda göçen binanın yamacında günlerdir kazı ve hafriyat çalışması yapılıyordu.

Emlakçılık yapan genç bir kardeşimiz, bir ay önce “Burası göçer” demişti.

Dün oradan geçerken şöyle bir göz atayım dedim.

“Burası göçer” dedim.

Bu gün o bina bir cana mezar oldu…

Facia adeta bağıra bağıra geldi!

Allah rahmet etsin, yakınlarına sabır versin…

Ama bir insanın hayatı bu kadar ucuz olmamalı!

Sıradan bir emlakçının gördüğünü Zonguldak Belediyesi yetkilileri görmüyor mu?

Bu şehrin en büyük riskinin heyelan olduğunu bilmiyorlar mı?

Zemine bakmadan, çevresindeki tehlikeyi sorgulamadan mı yaşıyoruz bu şehirde?

Zonguldak’ın daha kaç kez enkaz başında toplanması gerekiyor?

Bir canın daha yitirilmesini beklemeden bu soruya cevap verilmelidir.

Siyasetçinin işine karışma!

Adalet ve Kalkınma Partisi Zonguldak İl Başkanı Mustafa Çağlayan, Pembe Köşk tartışmasında isim vermeden Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ulusoy’a göndermede bulundu.

Rektör Ulusoy, geçtiğimiz gün Üniversite tarafından Zonguldak Belediyesi’ne tahsis edilen Pembe Köşk’le ilgili açıklamalarda bulunmuş, Belediyenin protokole uymadığını, bu nedenle yeni protokol hazırladıklarını söylemişti.

Özetle Rektör Ulusoy, Zonguldak Belediyesi’nin protokole uymadığını ancak Vatandaşın yararlanabileceği bir mekan yaptığını söyledi.

Asıl kıyamet “Vatandaşın yararlanabileceği bir mekân yaptı” sözleriyle koptu!

Mustafa Çağlayan, bu sözlerin ardından “Siyasetçinin işini siyasetçi yapar. Ders alacak olan üniversite öğrencileridir” diyerek resmen rektöre had bildirecek sözler sarf etti!

Yani dedi ki, “Biz Zonguldak belediyesi üzerinden siyaset yapıyoruz. Elimizdeki siyaset argümanını boşa çıkarıyorsun. Sana ne vatandaşın yararına yapılan işler, git öğrencilerinle ilgilen, işimize karışma”

Mesele bu!

Zonguldak, neden gelişmiyor anlıyorsunuz değil mi?

Kentlerin gelişimi ortak rantlardır!

Yani yapılan iş ve işlemden kolektif bir fayda sağlanır!

Örneğin Mehmet Ali Şahin, Karabük’ü Karabük yaparak kentin yani kolektifin rantına büyük katkıda bulunmuş, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak kente çok ciddi katkılar sağlamıştır.

Fakat Zonguldak’ta rantlar kişiseldir!

Siyaset rantı çok daha ön plandadır!

O yüzden büyük bir köyde yaşıyoruz!

O yüzden emek kentinden emekli kentine dönüştük!

Kent yönetimi, sermaye ve nakit belli bir zümrenin elindedir!

Kenti 3-5 kişi yönetir!

Gerisi halk yığınlarından sayılmaktadır.

Prof. Dr. Ahmet Ulusoy, rektörü olduğu kentin DNA’sını ve hücre yapısını ZBEÜ laboratuvarlarında iyi tahlil etmeli.

Yoksa Zonguldak’ın hangi hücresine dokunduğunda kimin alerji geliştireceğini anlamakta zorlanabilir!