Zonguldak 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde önceki gün görülen maden kazasına ilişkin tutanaklarına yansıyan itiraflar, kentte yıllardır süregelen karanlık bir hileli düzeni tüm çıplaklığıyla ifşa etti.

Gelik beldesinde iki maden işçisinin can verdiği göçük davasında sanık kürsüsündeki Halil Demiröz, madenin asıl sahibinin Hüseyin Bektaş olduğunu ve kendisinin sadece ayda 150 bin lira maaş alan ‘resmi bir piyon’ olduğunu itiraf etti.

Mahkeme başkanının bu itiraf üzerine gerçek patron hakkında suç duyurusunda bulunması, hukuki bir adımdan çok daha fazlasıdır.

Bu, maden işçisinin sırtından geçinen organize bir sömürü çarkının tescillenmesidir.

Avukat Meral Çolak’ın yıllardır feryat ederek "Kanunsuzluğun meşru sayıldığı kent: Zonguldak!" sözleriyle özetlediği bu sistem, tamamen yasal boşlukları kötüye kullanma üzerine kuruludur.

Bu yasal boşluğa bile isteye zemin hazırlayan TTK’nın ta kendisidir!

Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) rödövans adı altında kiraladığı sahalarda şirketlere "devir hakkı" tanıması, bu organize suçun yasal zeminini oluşturuyor.

Özel maden şirketleri, borç batağına sapladıkları şirketlerini sürekli üçüncü şahıslara devrederek içini boşaltıyor, borçlandırıyor ve hemen ardından yeni bir tabela şirketi daha kuruyor.

Bu organize hile zincirinin yarattığı tahribat iki yönlüdür:

Devlete karşı nitelikli dolandırıcılık; Vergiler, KDV’ler ve SSK primleri ödenmeyerek kamunun sırtına devasa bir borç yükü bırakılıyor.

İşçi haklarının sistematik gaspı; Alın teri döken madencilerin kıdem tazminatları, mesaileri ve maaşları ödenmiyor.

İşçiler haklarını aramak için adliye koridorlarında yıllarca tüketiliyor.

Davaları kazansalar bile karşılarında içi boş, haczedilecek tek bir toplu iğnesi dahi olmayan batık paravan şirketler bulunuyor.

Bu çarpık düzende asıl patronlar, lüks hayatlarını devletten ve işçiden kaçırdıkları servetlerle sürdürürken, üzerlerine hiçbir mal varlığı kaydetmiyorlar.

Olası bir faciada ise adalet karşısına gerçek suçlular değil, ‘maaşlı figüranlar’ çıkarılıyor!

Gelik’teki göçükte can veren Veysel Oruçoğlu ve Ziya Kiret, sadece yer altındaki göçüğün değil, yer üstündeki bu yasal görünümlü ahlaki göçüğün ve yetkililerin bildiği ancak engel olmadıkları bu kanunsuzluğun kurbanı olmuşlardır.

Zonguldak’taki bu kokuşmuş düzenin son bulması için yargının, siyasetin ve bürokrasinin bu kanunsuz çarkı görmezden gelmeyi bırakmasına bağlıdır.

TTK’nın rödövans sözleşmelerindeki denetimsiz ‘devir hakları’ derhal iptal edilmeli, paravan şirketlerin arkasına saklanan gerçek sermaye sahipleri doğrudan hukuki ve cezai sorumlu tutulmalıdır.

Aksi takdirde Zonguldak, sahte patronların servet transferi yaparken gerçek işçilerin can verdiği, bir hukukçu olarak Avukat Meral Çolak’ın tespit ettiği gibi; Zonguldak; kanunsuzluğun meşru sayıldığı bir kent olmaya devam edecektir.

Burada en büyük görev Zonguldak’ta devleti temsil eden Vali Osman Hacıbektaşoğlu’na ve iktidar partisine düşmektedir.

Çevre Haftası etkinliklerinde çocuklara sevgiyle sarılan Vali Hacıbektaşoğlu, o çocukların babalarının sermayenin açgözlülüğü ve ihmalleri sonucu can verdiği, emeklerinin ise gasp edildiği gerçeğini unutmamalıdır.

"İktidar sahipleri, tercihlerini açgözlü sermayeden değil; bu düzen içinde hem yaşamını yitiren hem de emeği sömürülen madencilerden yana koymalıdır.

Çünkü devletin görevi, servetini paravan şirketlerin arkasına saklayanları korumak değil!

Yerin yüzlerce metre altında ekmeği için çalışan madencinin can güvenliğini ve emeğinin hakkını korumaktır.

Zonguldak’ta gerçek adalet, ancak gerçek sorumluların hesap verdiği ve emekçinin hakkının teslim edildiği gün sağlanacaktır.

Diğer taraftan kömür sektöründeki naylon faturacı çetelere yönelik denetim ve soruşturmalar, yalnızca sahte belge düzenleyenlerle sınırlı kalmamalıdır.

Bu faturaların kesildiği ve kullanıldığı iddia edilen ÇATES başta olmak üzere, zincirin tüm halkaları mercek altına alınmalıdır.

Devlet, kamu kaynaklarını sömüren bu düzene karşı gerçek bir mücadele yürütmek istiyorsa, naylon fatura çeteleri kadar bu çetelerle ticari ilişki içinde olduğu öne sürülen şirketleri de kapsamlı şekilde denetlemeli...

Varsa sorumluları hukuk önünde hesap vermelidir...

O yüzden başta Zonguldak Valisi olmak üzere, İktidar Milletvekilleri Muammer Avcı, Saffet Bozkurt, Ahmet Çolakoğlu ve İl Başkanı Mustafa Çağlayan’a buradan çağrıda bulunuyoruz.

Devleti tokatlayan, Zonguldak’ı ve insanını sömüren bu çürümüş, hatta kokuşmuş hileli düzene son vermek için artık seyirci kalmayın, müdahil olun.