Önceki gün Devrek ilçesinde feci bir trafik kazası meydana geldi.

Bir otomobil, Devrek Belediyesi'ne ait yol süpürme aracına arkadan çarptı.

İddiaya göre, belediyenin Karayolları'nın sorumluluğundaki yolda gerekli izinler alınmadan temizlik çalışması yaptığı öne sürüldü.

Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, genç sürücü Umutcan Karatosun ağır yaralandı. Beyin kanaması geçirdiği belirtilen Karatosun'un an itibariyle entübe edildiği öğrenildi.

Umutcan Karatosun'un yaşam mücadelesi sürüyor.

Allah'tan acil şifalar diliyor, bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni ediyoruz.

Belediye Başkanı Özcan Ulupınar, dolaylı olarak sebep olduğu feci kaza nedeniyle Umutcan Karatosun’un sağlığına kavuşması için tüm girişimlerde bulundu.

Özcan Ulupınar’ın uzun süredir zaten psikolojik tedavi gördüğünü hepimiz biliyoruz.

Allah korusun, Umutcan Karatosun’a bir şey olursa yasal sıkıntısı bir yana vicdanı olarak altından kalkmak çok zor.

Belediye Başkanları, seçilirken halka verdikleri iddialı projeleri hayata geçiremediklerinde kimi zaman kamuoyunda görünür olabilmek adına asıl öncelikleri gölgede bırakan çalışmalara yöneliyor.

Kimi zaman Zabıta denetimleri ile şov yapıyorlar!

Kimi zamanda rutin görevleri büyük bir icraat gibi sunuyorlar.

Özcan Ulupınar’da Belediye Başkanlığı koltuğuna oturmak için lansman projeler açıklamıştı.

Kamu binalarını tek kampüste toplayacaktı!

Bedesten Çarşısı yapılacaktı!

Aile şirketinin konut projeleri sona erdikten sonra 3 Etap TOKİ projesi sözü vermişti!

Roman Konutları!

Geri Dönüşüm tesisi kuracak, çevre seferberliği başlatacaktı!

Türk hamamı yapılacaktı!

Kadın Yaşam Merkezi kulağa çok hoş geliyordu!

Her mahallede kreş kuracak, çocuklara ve engelli vatandaşlara destek olacaktı!

Sahil Sokak projesi hayata geçirilecekti!

Galericiler Sitesi yapacaktı!

Engelsiz Kafe, Kent müzesi, gençler için e-spor merkezi kurulacaktı!

Şişeleme tesisi kuracak, binlerce kişiye istihdam sağlanacaktı!

Tekstil atölyesi açılacak, binlerce kadın iş sahibi olacaktı.

Derken cek-cak’la 2 yıl, 2 ay ve 20 gün geçti!

Tam tamına 26 ay!

Özcan Bey, tekstilci Meclis Üyesiyle tatillere gidiyor!

Meclis Üyesi Uğur Erdem’in ortak olduğu fırına ceza kesiyor ama birlikte tatil yapıyorlar!

Meclis Üyesi Özcan Özmekik’i Belediye Başkan Yardımcısı yapıp ayda 90 bin lira maaş veriyor!

Özcan Özmekik’in aile bireylerine Devrek Belediyesi’nin tüm imkanlarını sunuyor!

Eşlerine kooperatif kurup Belediyeye fatura kestiriyor!

Alacağı olan esnafa mahkemeye verirken, FETÖ firarisi şirkete ödeme yapıyor!

İşgal yapan esnafa ceza kesmek yerine masasını, sandalyesini Zabıta ekiplerine toplattırıyor!

Hijyen denetimi yaptırdığı bazı esnafları ifşa ederken, tatil arkadaşı Meclis Üyesi Uğur Erdem’i ifşa etmek bir yana yanından ayırmıyor!

Temizlik ekiplerine Karayolları’nın sorumluğunda bulunan yollarda otları yolduruyor, temizliğini yaptırıyor!

Sonuç; sırf Devrek Belediyesi ‘beceriksiz’ demesinler diye Karayolları’nın sorumluluğunda bulunan yolu süpürge aracıyla temizlerken dolaylı olarak taksirle yaralamaya neden oldu!

Bu gün bir genç yoğun bakımda yaşam savaşı veriyor!

Grupta ‘Herkes dua etsin’ diye çırpınıyor!

Yazık değil mi?

Değer miydi?

Bir ders!

Bir zamanlar Çin'de bir adam o kadar aç ve bitkin düşmüştü ki, dayanamayıp bir armut çaldı.
Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere İmparator'un karşısına çıkardılar.

Hırsız imparatoru görünce "Değerli efendim, çok açtım, dayanamadım çaldım ve yedim. Beni affetmeniz için yalvarıyorum. Eğer affedersiniz size paha biçilemez bir armağanım olacak..."dedi;

İmparator dudak büküp; "Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?" diye sorunca, hırsız, avucunun içindeki armut çekirdeğini uzattı ve; "Bu çekirdeği ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz efendim" deyince İmparator kahkaha atarak; "Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni " dedi.

Yoksul adam; “Haşmetlim bu tohumu ben ekemem çünkü ben bir hırsızım. Bu tohumu ancak, ömründe hiç çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz."

İmparator irkildi, suratını astı, bir süre düşündü, sonra hırçın bir sesle;
"Ben imparator'um bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim." dedi.

Yoksul adam, tohumu başbakana uzatınca başbakan telaşe içerisinde imparatora dönüp "Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim, sihirli tohumu ziyan ederim. Bence bu tohumu hazinedar başı eksin."

Hazinedar başı da hemen bir bahane buldu ve bu görevi başkasına devretti.

Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohum ekme görevinden kaçındılar...

Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü. Başı önünde başbakana, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve;

"Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim." dedi.
Cebinden bir altın çıkarıp yoksul adamın tutması için attı.

Herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi…

Sonra da gülerek;
"Bas git buradan be adam, bugünlük bu ders hepimize yeter." dedi. (Alıntı)
Ortalığın toz duman olduğu şu günlerde tohumu ekecek temiz kimse var mı dersiniz?